İzleyiciler

2 Temmuz 2016 Cumartesi

"HAYAT GÜZELDİR" Film Eleştirisi

Resim 

Yönetmen: Roberto Benigni 

Tür: Dram / Komedi / Romantik / Savaş 

Senaryo: Vincenzo CeramiRoberto Benigni 

Oyuncular: Roberto BenigniNicoletta BraschiGiustino DuranoLidia AlfonsiMarisa ParedesGiorgio CantariniGil BaroniClaudio AlfonsiRaffaella LebboroniFrancesco GuzzoPietro De SilvaAmerigo FontaniGiuliana LojodiceHorst BuchholzSergio Bini Bustric 

Yapım: 1997, İtalya 


         
           “HAYAT GÜZELDİR” 

Hayat güzeldir, 1997 yapımı olup 1930’ları anlatan bir İtalyan filmidir. Yönetmeni Roberto Benigni, aynı zamanda baş rolde de oynuyor. Film, 2. Dünya Savaşı sırasında, İtalya’da kendi romantik masal dünyasında yaşayan, çok komik, şakacı, romantik bir Yahudi’nin yaşamını ele alıyor. 

Başrolde bir adam ve bir kadın vardır. Bunların yanı sıra kadının annesi, nişanlısı, öğretmen arkadaşı ve adamın şair arkadaşı, amcası, müşterisi olan birde doktor mevcuttur.  

Üstü açık bir arabayla başroldeki adam ve şair arkadaşı yolculuk etmektedirler. Sonra arabanın freni boşalır ve hakimiyeti kaybederek hızla gitmeye başlarlar. Yolun ilerisinde elleri bayraklı kalabalığın içinden hızla geçerler. Araba bir şekilde durmuştur. Daha sonra şair arkadaşı arabanın frenlerini onarırken başrolde olan diğeri ellerini yıkamaya gider. Gittiğinde süt sağan küçük bir kıza rastlar, onunla konuşmaya başlar. Daha sonra adam tam gidecekken samanlıktan bir kadın üzerine düşer. Kadın arı kovanını yakmak isterken arı sokmuştur ve düşmüştür. Adam yardım eder ve zehri emerek atar. Oradan birkaç yumurta alıp cebine koyar. Diğer arkadaşının kornayı çalmasıyla arabaya biner ve giderler. Akşam olmuştur ve yolculukta tamamlanmıştır. Başroldeki adamın amcasının yanına gelmişlerdir. Amcası restorant sahibidir ve onlara garsonluk işi vermiştir. Kalmaları için depoyu da onlara vermiştir.  

İki adam daha sonra şehri dolaşmaya başlarlar. Şair olan diğer adam gittikleri yerde işe başlar. Başroldeki adamda kitapçı dükkanı açmak için başvuruda bulunmaya gider ve oradaki sekreterle görüşür. O sırada onay için imzası gereken kişi gelir ancak imzayı atmaz. Başroldeki adam bunun ardından imza için diğer görevliyi beklerken pencereye yaklaşır ve saksıyı düşürür. Bu imzayı atmayan görevlinin kafasına düşer. Koşarak yardıma gider ancak işleri daha da karıştırır. Adamı sinirlendirir ve yolda bulduğu bisikletle kaçmaya başlar ve öğrencileriyle yürüyen bir öğretmene çarpar, beraber düşerler. Bu öğretmen samanlıktan üstüne düşen kadındır.  

Ertesi gün iki arkadaş giderlerken yine aynı kadınla karşılaşırlar. Biraz konuşmanın ardından yollarına devam ederler. Başroldeki adam garsonluğu sırasında restorantta müşterisi olan bir doktorla tanışır. Bu sırada bir müşteri daha gelir ve kısa bir konuşma sonrasında bu kişinin müfettiş olduğunu ve sürekli yollarının kesiştiği öğretmenin okuluna gideceğini öğrenir. Ertesi gün okula müfettiş gibi gider ve sınıfa girip bir şeyler anlatmaya başlar. Müfettişinde bu sırada gelmesiyle başroldeki adam camdan kaçıp gider. Okuldaki konuşma anında öğretmenden operaya gideceğini öğrenen garsonda operaya gelir. Çıkışta öğretmenin nişanlısından fırsat bulan başroldeki adam arkadaşından arabanın anahtarlarını alarak gelip öğretmeni alır ve arabayla giderler. Yoğun yağmur yüzünden ufak bir kaza yaparlar ve arabadan inerek yürümeye başlarlar. Evine kadar bırakır. Bir sonraki gün öğretmenin nişanı vardır. Öğretmenin nişanlısı başroldeki adamın, kafasına saksı düşürdüğü adamdır.  
Kadın ve başroldeki adam masanın altında konuşurlar kadın ondan kendisini kaçırmasını söyler. Daha sonra adam amcasının atıyla gelir ve kadını alır götürür. Aradan beş yıl geçmiştir ve artık beş yaşında bir oğulları vardır.  

Başrol oyuncusu Guido ve büyük aşkı Dora sonunda kavuşmuşlardır ve Giosueyla beraber bir düzen oluşturmuşlardır. Guido açmak istediği kitapçı dükkanını açmıştır ve oğluyla beraber gidip gelmektedir. 
Resim 

Bir gün  dükkana iki adam gelir ve Guido’yuda alıp giderler. Giosue dükkanda yalnızdır ve büyük annesi ziyarete gelmiştir. Ancak çocuk büyük annesini tanımamaktadır, buna karşın büyük annenin konuşmasından anlamıştır. Büyük anne Dora ve Guido’ya vermesi için çocuğa bir zarf bırakmıştır ve ona büyük annesinin yarınki doğum gününe geleceğini söyler. 

Ertesi gün olur ve evde doğum günü hazırlığı yapılmaktadır. Dora’nın ısrarlarına rağmen Giosue banyo yapmamak için direnmektedir. Bir türlü ikna edilememiştir.  
Dora annesini almak için gider ve eve döndüklerinde hiç beklemedikleri şeylerle karşılaşırlar. Kapıyı açık bulurlar bütün hazırlıklar dağıtılmış ve ev savaş alanına çevrilmiştirGuidoGiosue ve amcaları evde yoktur. Dora’nın yokluğunda eve baskın yapılmış ve Yahudiler Naziler tarafından toplanıp götürülmüştür. Durumu anlayan Dora’da hemen istasyona gelmiştir. Ve oda Yahudilerin toplandığı trene binmek ister. 

Buarada Guido içinde zorlu bir oyun başlamıştır. Giosue’nın sürekli sorular sorması üzerine oğlunun savaşın ortasında olduğunu hissetmemesi için ona türlü türlü yalanlar söyleyerek bir oyunun içinde olduklarını en çok puanı toplayıp kazanana tank verileceğini söylerler. Tank oğlunun en sevdiği şeydir. 

Ailesini bırakmak istemeyen Dora’da ısrarı üzerine trenin hareket etmesine rağmen durdurularak trene alınır ve Yahudilerin çalıştırıldığı türlü işkencelere maruz kaldığı toplama kampına götürülürler. Guido’nun Giosue’ya anlattığı oyun başlamıştır artık. Toplama kampına gelinmiştir. Gençler ağır işler yüklenerek çalıştırılırken, yaşlıları ve çocukları banyo yapmaları gerektiğini söyleyerek gaz odalarına götürülüp ölüme terk edilirler. Ancak banyo yapmaktan hoşlanmayan Giosue kaçarak bilmeden de olsa ölümden sıyrılmıştır. 

Burada da Guido’yu müşterisi olan doktorla sağlık kontrolü yapılırken yolları kesişir. Guido doktorun ona kampta garsonluk işi ayarlamasıyla onlara yardım edebileceği düşüncesini de barındırmaya başlar. Doktorla süregelen birbirlerine sordukları bilmeceler burada da devam etmektedir. Ancak doktor Guido’ya yardım edemediği gibi arkadaşının kendisine gönderdiği bir bilmece üzerine doktor Guido’dan yardım ister. 

Resim 

Artık hepsi için son gündür işgal bitmiş Almanlar yenilmiştir toplama kampı terk edilecektir ve Guido oğlunu kaçırıp saklamıştır. Dora’yı aramaktadır ama bir türlü bulamaz. Guido oğlundan söz alır ve onu kapattığı kutudan asla çıkmaması durumunda puanlarının tamamlanacağını ve tankın sahibi olacağını söyler. Giosue’da bu sözü yerine getirir ve sabah olana kadar çıkmaz ordanGuido Dora’yı ararken yakalanır ve askerler tarafından öldürülür. Babasının öldürüldüğünden habersiz olan çocuk sabah kutudan çıkar ve karşısında gerçek bir tank görür. İngiliz askerleri gelmişlerdir ve yanlarına Giosue’yıda alıp giderler. Giosue annesine kavuşur. 

Film her yönden muhteşemdi. Çok iyi bir oyunculuk, çok iyi bir yönetmenlikten ortaya çıkan harika bir eserdi. Her sahnesi ayrı bir heyecan, ayrı bir duygu yüklüydü. Başlarda bu kadar eğlendiren bir filmin sonunun bu kadar iç acıtacağını düşünemezdim. Her türlü duyguyu yaşatırken hayata her daim olumlu bakan, oğlunda dahi hayranlık uyandıran bir insanın ölüme giderken bile gülümsemesi, kendini bu denli feda etmesi inanılmazdı. Bir taraftan insanların acımasızlığını, gözlerini kırpmadan insanları öldürmesini izlerken, diğer yandan sevdikleri için her türlü şeyi gözü kapalı yapabilecek bir insanı izliyoruz. Defalarca izlemeye değer bulduğum bu film, beni en çok etkileyen filmlerin başında gelir. 

Bu çok hüzünlü film 1998 Cannes film festivalinde ‘Altın Palmiye’yi kazanmış. Ayrıca En İyi Yabancı Film, En İyi Film Müziği, En İyi Erkek Oyuncu dalında 3 Oscar kazanmış. En iyi senaryo, en iyi yönetmen dahil 4 dalda Oscar’a aday gösterilmiş. 1999’da Sezar En İyi Yabancı Film ödülünü almış. Farklı ülkelerde, toplam 52 değişik ödül kazanmış. 
Bu ödüllerin hepsine gerçekten layık bir film. 



ZEYNEP TUBA ÇAKIR 

1 Temmuz 2016 Cuma

ÇOCUĞUN YARATICILIĞINI ORTAYA ÇIKARMAK




Yaratıcılık Çocuklukta Öğrenilen Bir Alışkanlık 

Herkesin içinde yatan bir yaratıcılık vardır. Bu yaratıcılık her birimizin farklı düşünce tarzından ve benzersiz olmamızdan kaynaklanıyor. Fakat belli kalıpların iyi ve kötü olarak nitelendirildiği toplum hayatında bireysel yaratıcılığı ortaya çıkartmak düşünüldüğü kadar kolay değil. Ellerinde çok fazla imkân olmayan ailelerin ve yüzlerce oyuncağı olmadan büyüyen çocukların, gençlik yıllarında yaratıcılıklarını ön plana çıkarttıkları ve hayatlarını bu şekilde kolaylaştırdıkları görülür. Bu yaratıcılıklarını her zaman için iyi yönde kullanıp kullanmadıkları toplum içindeki seçeneklere göre değişir. Bu yaratıcılığı gün ışığına çıkarmanın nasıl mümkün olduğu konusunda eğitimciler yeni yöntemler üzerinde çalışıyor. Araştırmalar açıkça gösteriyor ki sağlıklı teşvikler esaslı ve uygun gelişim için çok önemli. Yeterince sevgi görmemiş, konuşulmamış, hikâyeler okunmamış ve yaratıcı oyunlarla büyümemiş çocukların fiziksel, duygusal ve akademik açılardan bir çok problem yaşadıkları görülüyor. 

Amerika Birleşik Devletleri'nde yaygın sorunlardan birisi herkesin teknik öğrenmesi ve kalıplaşmasıdır! ABD’de bir çok genç üniversiteden mezun olduktan sonra orta seviyeli işlerde çalışmaya başlıyor. Bunun nedeni her bir mezunun aynı seviyedeki teknik bilgiye sahip olmasıdır. Başka ülkelerden gelmiş ve farklı kültürleri görmüş mezunlar ise daha yüksek seviyelerdeki işlere sahip oluyorlar. Çünkü kendileri Amerika’daki eğitimden teknik bilgileri aldıkları gibi farklı düşünüş kalıplarına sahip olduklarından yaratıcılıklarını ortaya çıkartmakta güçlük çekmiyorlar. 





Toplumda Bireysellik veya Kalıplaşma

Yaratıcılık ve yaratıcı bir şekilde düşünce tarzı çocukluktan öğrenilen bir şey. Televizyon ve bilgisayar oyunları başında büyüyen yeni nesil ne yazık ki yaratıcılığın ne olduğunu bilmiyor. Teknik bütün bilgiler yıllar boyunca çocuklarımızın beyinlerine işleniyor. İster okullarda, isterse aile içinde olsun “Bunu yapmalısın, şunu yapmamalısın” gibi öğretilerle çocukların düşünce tarzlarını geliştirmesi engelleniyor. Daha sonra farklı olmanın korkulacak bir şey olduğunun bilinci beyinlerine yerleşmiş gençler, iyisiyle ya da kötüsüyle toplumda yaratılmış kalıpların içine giriyor. 

“Birazcık can sıkıntısı kötü bir şey değildir çünkü insan canının sıkıldığı ve boşlukta olduğu zamanlarda kendisini düşünmek ve yaratıcılık için zorlar.” diyen Dr. Charles Fay ailelere çocukların sevgi ve mantıkla eşit orantıda büyümesi için yardımcı oluyor. 

Çocuklar kendilerini eğlendirmek için yaratıcı düşüncelerinin sonuçlarıyla geleceklerindeki akademik ve toplumsal başarı için gerekli olan ustalıklara erişirler. Çocuklarınız size gelip benim canım sıkılıyor dediği zamanlarda telaşlanmayın. Bu gibi durumlarda televizyon kanallarını karıştırmak veya yeni oyuncaklar almak yerine onlarla konuşmayı deneyin. Onlara şunu yap demek yerine sorular sorarak düşünmelerini ve yaratıcı bir faaliyet ortaya koymalarına yardımcı olun. 






Kaynak: http://indigodergisi.com/arsiv

27 Haziran 2016 Pazartesi

"ERGİN İNAN" HAKKINDA

Uzun zamandır ara verdiğim blog yazılarıma tatilin gelmesiyle hızlı bir dönüş yaptım.. :)  Geri dönüşümün ilk yazısı Ergin İnan üzerine.. Kendisini tanımadan, resimlerini görüp hayran olduğum bir sanatçı.. Çalışmalarını gördüğümde kimdir acaba Ergin İnan diye merak edip araştırdım ve bir kez daha hayran oldum.. Üstadın geçmişi dolu dolu.. Ben kendisini geç tanıdım ve belki hala tanımayan birilerinin tanımasına sebep olurum diyerek kolları sıvadım.. Öncelikle hayatına bir göz atalım ardından kendisiyle ilgili bulduğum yazıyı sizlerle paylaşacağım. 


Ergin İnan Kimdir?

1943 yılında Malatya'da doğan sanatçı, 1964-1968 yıllarında İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Resim Bölümü'nde öğrenim gördü ve aynı bölümde 1968 yılında asistan olarak göreve başladı.
Kral Schlamminger ve Helmut Hungerberg'in öğrencisi oldu.
1969'da Salzburg Yaz Akademisi'nde Prof. Emilio Vedova ile çalıştı.
1970 yılında Federal Almam Hükümetince verilen "Alman Akademik Mübadele Bursu"nu kazanarak 1973'e kadar Münih Güzel Sanatlar Akademisinde Prof. Rudi Tröger ve Prof. Max Zimmerman ile çalıştı.
1973 yılında öğretim üyesi olduğu Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'ne 1985 yılında profesör olarak atandı.
1968 yılından günümüze kadar çok sayıda kişisel sergi açan sanatçı, 1979 yılında Galeri November Berlin'de, 1988 yılında Galeri Nev-İstanbul'da, 1995'te Yapı Kredi Bankası Kazım Taşkent Sanat Galerisi, 2001'de Galeri Artist-İstanbul'da, 2008 yılında ise Galeri Artist - Berlin'de kişisel sergilerini gerçekleştirdi.
Kişisel sergilerinin yanında 1972 yılından beri karma sergilere de katıldı.
Sanatçının yapıtlarının bulunduğu kalıcı koleksiyonlar arasında, Ankara ve İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Müzeleri, Dahlem Museum-Berlin, Haus der Kunst - Munich, Kunstverein - Frechen, Modern Art Museum - Cleveland, Bradford Museum, British Museum - Londra, Fredrikstad Modern Art Museum - Belçika müzeleri sayılabilir.
Sanatçının eserleri Contemporary İstanbul 2008 kapsamında da Casa Dell'Arte Galeri ortaklığında sergilenmiştir.

Ödüller 

1993 Ulusl. Osaka Resim Trienali (Üçüncülük), Japonya


1988 Ulusl. 2. Asya-Avrupa Bien. (Birincilik), Ankara


1987 "Yılın Sanatçısı", Ankara Sanat Kurumu


1984 Sedat Simavi Vakfı Plastik Sanatlar Ödülü


1983 Ulusl. 6. Cleveland Bien. (Büyük Ödül), İngiltere


1982 Ulusl. Minyatür Baskı Bien. Ödülü, Seul-Kore


1982 Ulusl. Norveç Baskı Bien. Onur Ödülü, Fredrikstad


1981 Ulusl. 5. Cleveland Bienali 4.lük Ödülü, İngiltere


1980 DRHS Sergisi Grafik Ödülü, İstanbul


1980 Ulısl. Grafik Bienali (Madalya), Frechen-Almanya


1977 İst. G. San. Ak. "Özgün Baskı" (Birincilik Ödülü)


1977 "Yılın Genç Grafik Sanatçısı" Ödülü


1975 36. Devlet Resim Ödülü


1974 35. Devlet Resim Ödülü




Düşünsel bir yaklaşımla:

ERGİN İNAN RESMİ

Pozitif doğa bilimleri geçen yüzyıla teknoloji ile el ele yeni bir dünya tablosu anlayışıyla girerler. Buna göre, dünya, mekanist yasalara göre işleyen büyük bir çarktır ve insan, bu çarkın bir küçük dişlisidir. Özgür bir duygu ve düşünce varlığı olan insan, böyle bir mekanizme ters düşer, ona baş kaldırır. Bu baş kaldırma, örneğin felsefede Fenomenoloji’de, Eksistensiyalizm’de ve sanata Dadaizm’de Sürrealizm’de başı çeker ve giderek nihilizme, ataizme ve sanatta da “antiart”a kadar uzanır.

Ama dünya mikro, makro yapılarıyla vardır, insan duygu ve düşünce varlığı olarak vardır. Buna göre, insan, şimdi dünyanın varlığını ve anlamını yeni baştan sorgulayacaktır. İşte, Ergin İnan, resminde böyle bir varlık sorgulamasından hareket eder ve bunu mikro-dünyada araştırır. Bu mikro-dünya, mikro canlıların, örneğin böceklerin salyangozların, küçük sürüngenlerin, kelebeklerin dünyasıdır. Onlar, yalnız organik olarak değil, duyarlıklı olarak da vardırlar ve insan dünyayı onlarla paylaşır. Onların dünyası ve insanın dünyası homojendir. İnsanla bu mikro-dünyanın canlıları arasında bir empati ve bir empatik harmoni vardır. Dünya, insan ve mikro-dünya canlılarıyla bir ontolojik orkestrasyon oluşturur. Bu mikro-dünya ve makro-dünya paydaşları, kausal, mekanist ilgilerle değil, tersine, empatinin, bu anlamda sevginin temellendirdiği bir birlik ve bütünlük içinde bulunurlar, bunu felsefi değimi ile söylersek, panteist bir düzen içinde yer alırlar. İslami değim ve bu vahdet-i vücut’tur, varlığın birliğidir. İşte Ergin İnan’ın resminde dünya, bir panteizm içinde verilmektedir. Bu nedenle Ergin’in resmine natüralizm, soyut, kolorism gibi mantıksal kategoriler ile yaklaşılamaz, Ergin’in resminde tüm bunlar yetkinlik ölçeğinde birer element olarak vardırlar. Ama Ergin’in resmi bunlara dayatılamaz.

Onun resmi, bu kategorilerin içinde değil üstündedir. Ergin’in resmi tüm resimsel nitelikleriyle resimsel bir iradenin bir mükemmel örneğidir. Ama bu mükemmelliğe görselliğin yanında düşünsel olarak yaklaşılabilir. Çünkü İnan’ın resmi temelde plastik değerlerde ifade bulan bir panteizm’e dayanmaktadır.










“İsmail Tunalı” Artist (Haziran-2007)
Kaynak: wikipedia.org

11 Ekim 2015 Pazar

ÜSTADIN "SON AKŞAM YEMEĞİ"

On üç adam bir masanın başında oturuyorlar. Yemek yemeyi aniden bırakmışlar, yüzlerinde şaşkınlık ve üzüntü var, havadaki gerilim yoğun bir şekilde hissediliyor. Heyecan içindeki havariler arasında sadece İsa sükunetini koruyor. Tüm soruların ve cevapların kaynağı O'dur. O an İncil'de şöyle anlatılıyor: "Hep bir arada yemek yerlerken 'Doğrusu size derim ki, içinizden biri beni ele verecek' dedi. Derin bir üzüntüyle her biri O'na sormaya başladı: 'Yoksa ben miyim, ya Rab?' "Leonardo, İsa'nın ele verileceğini söylediği anı resmetmişti. Bu, havarilerin İsa'nın tutuklanıp çarmıha gerilmesinden önce, beraber yedikleri son yemekti. Aynı zamanda İsa'nın Evharistiya'yı açıkladığı akşamdı; Bundan sonra şarap İsa'nın kanını, ekmek de bedenini temsil edecekti. Evharistiya da resimde işlenmiştir: İsa'nın bir eli ekmeği diğer elide bir kadeh şarabı gösterir. Son akşam yemeği hala ilk resmedildiği yerde duruyor; Milano'daki Santa Maria manastırının yemek salonunun duvarında. Pek çok manastırda olduğu gibi Milano'daki bu manastırda da keşişler yemek yerken efendilerinin son yemeğini hatırlamak istemişlerdir. Resmin banisi, aile kabristanının da bu manastırda olmasını isteyen prens Ludovico il Moro'dur. Resmin üstündeki armalar il Moro'ya işaret eder. Son akşam yemeği, salonun dar kenarını tümüyle kaplar. Neredeyse 9 metreyi bulan genişliğiyle Leonardo'nun yaptığı en büyük resimdir. Leonardo'nun son akşam yemeği, bu temanın klasiği haline gelmiş, hiç kimsenin aşamayacağı bir resim olmuştur. Sahnedeki gerilim ve anlam başka hiç bir eserle karşılaştırılamayacak şekilde yoğundur. Domenico Ghirlandaio'nun Son Yemek freskiyle karşılaştırıldığında Leonardo'nun resmindeki ifadenin gücü daha iyi anlaşılır. Havariler artık statik bir şekilde dizilmek yerine sahnedeki gerilimi artıracak şekilde üçlü gruplar halinde ve yaptıkları jest ve mimiklerle bir bütünlük içinde betimlenmiştir. Resmin merkezinde duran İsa, arkadaki manzaralı pencere süzülen ışık suretiyle kendisine kutsallık atfedilmiş şekilde ön plana çıkarılmıştır. İsa, aynı zamanda perspektifin de merkezindedir, tüm kaçış çizgileri ona yönlenir. Yahuda ilk kez bu resimde diğer havarilerin arasında - İsa'nın solunda - çizilmiştir, sadece korkmuş şekilde kendini geriye çekmiş olmasıyla daha belirgin betimlenmiştir. Son Akşam Yemeği, daha Leonardo yaşarken çok sevilen ve taklit edilen bir resim olmuştur. Sonraki dönemlerde de ressamlar Leonardo'nun tablosundan esinlendiler; Rembrandt'tan Anton van Dyck'e, Salvador Dali'den Andy Warhol'a kadar.       

Son Akşam Yemeği 1495-1497
Duvar üzerine yağlıboya ve tempera
422 x 904 cm
Santa Maria delle Grazie, Milano


"İsa Efendimizin sağ tarafında... intikam yemini edilirken, sol tarafta capcanlı bir dehşet ve irkilti kendini belli ediyor. Yaşlı Yakup, korkudan öne eğilmiş ve ellerini öne açmış haldeyken, bizleri öne eğilen bakışlaıyla sanki o korkunç olayı gözleriyle gördüğüne inandırıyor."

Johann Wolfgang von Goethe



Kaynak: minisanat dizisi - Elke Linda Buchholz

21 Eylül 2015 Pazartesi

14. İSTANBUL BİANELİ "TUZLU SU"

Türkiye'deki sanatın merkezi İstanbul, yine bir bienale ev sahipliği yapıyor. 5 Eylül - 1 Kasım 2015 tarihleri arasında şehrin farklı yerlerinde bienalden görüntülerle karşılaşacaksınız. "Tuzlu Su" hakkında daha fazla bilgi için buyrun... :)


14. İstanbul Bienali’nde, Afrika, Asya, Avustralya, Avrupa, Ortadoğu, Latin Amerika ve Kuzey Amerika'dan 80’in üzerinde katılımcının çalışmaları Boğaz’ın Avrupa ve Anadolu yakasında bulunan 30’dan fazla mekânda gezilebilecek. TUZLU SU, müzelerin yanı sıra tekneler, oteller, eski bankalar, otoparklar, bahçeler, okullar, dükkânlar ve özel konutlar gibi kara ve su üzerindeki geçici yerleşim alanlarına yayılacak.

Carolyn Christov-Bakargiev 14. İstanbul Bienali’ni şöyle anlatıyor: “Tuzlu su dünyada en sık rastlanan maddelerden biri. Vücudumuzdaki sodyum da sinir sistemimizi oluşturan en önemli içerenlerden, bir anlamda hayati önem taşıyan bir sistemi çalıştırarak insanları hayatta tutuyor. Tuzlu su aynı zamanda dijital çağın en yıpratıcı maddelerinden biri. Akıllı telefonunuzu tatlı suya düşürürseniz onu kuruttuktan sonra büyük olasılıkla tekrar çalışacaktır, fakat tuzlu suya düşerse, kimyasal değişimler telefonun bozulmasına yol açabilir. 14. İstanbul Bienali’ni ziyaret ettiğinizde tuzlu suyun üstünde epey zaman geçireceksiniz. Mekânlar arasında, özellikle de vapurlarla yapılacak seyahatlerle, ziyaretçilerin sanatı deneyimleme süreleri yavaşlayacak. Bu da çok sağlıklı, çünkü tuzlu su solunum problemleriyle pek çok başka hastalığın iyileşmesine yardımcı olduğu gibi sinirleri de yatıştırıyor.

Sergi, Karadeniz’deki Rumelifeneri’nden Yunan mitolojisinde Altın Post’u arayan İason önderliğindeki Argonotlar’ın geçtiği, sekiz bin beş yüz yıl önce bir su kanalı olarak açılmış dar ve kavisli bir fay hattı olan İstanbul Boğazı’na, oradan da Akdeniz’e doğru, Bizans İmparatorluğu’nun düşmanlarını sürgün ettiği ve Troçki’nin 1929’dan 1933 yılına kadar yaşadığı Büyükada’ya uzanacak.

Bienalde, bazıları çok küçük olmak üzere sergilenecek 1.500’ün üzerinde eserin arasında ellinin üzerinde sanatçının yeni işlerinin yanı sıra denizbilimi tarihi, çevre çalışmaları, sualtı arkeolojisi, Art Nouveau, nörobilim, fizik, matematik ve teosofi tarihinden de yapıtlar yer alıyor. Tarihsel açıdan projeler, nöronu keşfederek 1906’da Nobel Ödülü’nü kazanan Santiago Ramón y Cajal’ın 1870 yılına ait çizimlerinden, Annie Besant ve Charles Leadbeater’ın çığır açan soyut ‘Düşünce Biçimleri’ne (1901-1905), Aslı Çavuşoğlu’nun çok eski ve artık kaybolmuş bir Ermeni tekniğini yeniden yaratarak bir böcekten kırmızı boya elde ettiği yeni projesinden Troçki’nin Türkiye’de geçirdiği dönemden esinlenen William Kentridge’in çok kanallı yeni enstalasyonuna kadar uzanacak.” 

Carolyn Christov-Bakargiev’in bienali işbirliği içerisinde şekillendirdiği isimler arasında Anna Boghiguian, Aslı Çavuşoğlu, Cevdet Erek, Pierre Huyghe, Emre Hüner, William Kentridge, Marcos Lutyens, Chus Martínez, Füsun Onur, Emin Özsoy, Griselda Pollock, Michael Rakowitz, Vilayanur S. Ramachandran, Arlette Quynh-Anh Tran ve Elvan Zabunyan yer alıyor. Orhan Pamuk ise 14. İstanbul Bienali’nin Uluslararası Dostları ve Hamileri başlıklı destek programının onursal başkanlığını üstleniyor.

İstanbul Bienali’nin Danışma Kurulu’nda Adriano Pedrosa, Başak Şenova, İnci Eviner, Iwona Blazwick ve Ute Meta Bauer yer alıyor.

İKSV tarafından Koç Holding sponsorluğunda düzenlenen İstanbul Bienali, geçen bienalde olduğu gibi bu sene de kapılarını ücretsiz olarak açacak. Bienal mekânları arasında sadece Masumiyet Müzesi’nin girişi ücretli olacak. Bienale aralarında DAI Dilijan Sanat Girişimi - IDeA Vakfı, SAHA – Çağdaş Sanatı Destekleme Girişimi, Avustralya Sanat Konseyi, Mathaf: Modern Sanat Müzesi (Katar Müzeleri), Acción Cultural Española (AC/E), Mondriaan Fonu, Kanada Konseyi, British Council, Henry Moore Vakfı, Culture.pl,İstanbul İtalyan Kültür Merkezi, Fransız Kültür Merkezi, Norveç Güncel Sanat Merkezi (OCA), Norveç Sanat Konseyi, Fondazione Sandretto re Rebaudengo, Schering Stiftung, Fiorucci Art Trust, Schwarz Vakfı, Dena Çağdaş Sanat Vakfı, Outset Güncel Sanat Fonu ve Kadist Sanat Vakfı’nın da yer aldığı kurum, kuruluş, uluslararası fon sağlayıcı ve fon kuruluşları da destek veriyor.

TUZLU SUDA NASIL GEZİLİR?

Sanatseverlerin en az üç günde gezebileceği 14. İstanbul Bienali’nde, İstanbul Modern, ARTER, Özel İtalyan Lisesi ve Galata Özel Rum İlköğretim Okulu gibi mekânlar karma sergiye ev sahipliği yaparken, diğer tüm mekânlarda tek sanatçı ya da sanatçı topluluklarının işleri görülebilecek.




Kaynak: http://bienal.iksv.org/tr/arsiv/haberarsivi/p/1/1159

2 Eylül 2015 Çarşamba

RESTORASYONU YANLIŞ ANLAMAK!

Sosyal medyadaki eleştirilerden sonra bu yazımda restorasyon konusu hatta artık probleme dönüşen restorasyon çalışmalarını ele almak istiyorum. Ülke olarak restorasyonu yanlış anladığımızı düşünüyorum. Kendi doğup büyüdüğüm yerde de karşılaştığım sonuçlardan yola çıkarak ülkemizin taşınamaz tarihi eserlerini elimizle mahvettiğimizi düşünüyorum. Restore etmek yıkıp yeniden yapmak ya da orjinalinden tamamen uzaklaşmak, bozmak değildir, eski yapıyı, tarihimizi, sanat eserlerimizi, korumak ve gelecek nesillere aktarmak adına yapılan çalışmalardır. Ancak pek başarılı sonuçlarla karşılaştığımız söylenemez. Bu konuda haberleri okudukça ve gördükçe öyle büyük üzüntüler yaşıyorum ki işin asıl uzmanlarının neler hissettiğini tahmin bile edemiyorum.

Son zamanlarda bu konuda birçok hayal kırıklığı yaşadık. Bunlardan biri Hatay Arkeoloji Müzesi'ndeki Roma dönemine ait mozaiklerdi, diğeri ise sosyal medyaya bile sıçrayan Şile Kalesi'ydi. Neden bu konuya bu kadar takıldığımı daha net anlatabilmek adına görselleri de paylaşacağım. Umarım bundan sonra daha büyük titizlikle çalışılmış ve orjinaline sadık kalınmış başarılı çalışmalar görürüz.



Hatay Arkeoloji Müzesi Roma Dönemi Mozaikleri Öncesi ve Sonrası





Şile Kalesi Öncesi ve Sonrası


"ZERO" GELECEĞE GERİ SAYIM

20. yüzyılın ortasında doğan büyük sanat hareketi ZERO’nun yenilikçi ve dinamik ruhu İstanbul’da!



ZERO SESSİZLİKTİR. ZERO, BAŞLANGIÇTIR.

S.Ü. Sakıp Sabancı Müzesi, Akbank Sanat’ın işbirliğiyle 20. yüzyılın en büyük uluslararası sanat ağı olan ZERO sanat akımının dinamik ve yenilikçi ruhuna ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. II. Dünya Savaşı sonrasının durağan ve olumsuz atmosferinde “sanat sıfırdan başlamalıdır” prensibiyle 1957 senesinde Düsseldorf’ta doğan ZERO akımı, ismini bir roketin kalkışından önceki geri sayımdan alıyor. Geleneksel sanat anlayışını sıfırlayarak aydınlık ve şeffaflık dolu yepyeni bir dünya vaadiyle yola çıkan ZERO, kuruluşundan seneler sonra bugün de geçerliliğini ve dinamizmini korumaya devam ediyor.

Aktif olduğu 1950 ve 60’lı yıllar sırasında sınırları yıkarak farklı ülkelerdeki sanatçılar tarafından uluslararası çapta benimsenen ZERO akımına odaklanan ve S.Ü. Sakıp Sabancı Müzesi için özel olarak tasarlanan sergi, hareketin öncüleri Heinz Mack, Otto Piene, Günther Uecker’in eserlerinin yanında akıma ilham vermiş ve katkıda bulunmuş 20. yüzyılın en önemli sanatçılarından Yves Klein, Piero Manzoni ve Lucio Fontana’nın eserlerini bir araya getiriyor. Sergi, farklı teknik ve malzemelerle üretilmiş geniş bir eser seçkisi ile Türkiye’deki sanatseverleri ZERO akımıyla buluşturuyor.

ZERO Vakfı Kurucu Yöneticisi Mattijs Visser küratörlüğünde gerçekleştirilen sergi, hareketin omurgasını oluşturan “Zaman”, “Uzam”, “Strüktür”, “Işık”, “Ateş”, “Renk”, “Gölge” ve “Titreşim” gibi ana temalar etrafında şekillenecek ve akımın günümüze kadar ulaşan etkilerinin kapsamlı bir temsilini oluşturacak. Kapsamlı sergiye eser ödünç veren 19 kurum arasında ZERO Vakfı, Düsseldorf, Adolf-Luther-Stiftung Koleksiyonu, Krefeld, Stiftung Museum Kunstpalast, Düsseldorf, Morsbroich Müzesi, Leverkusen, Kunstmuseum Bonn, Stadtsparkasse Düsseldorf Koleksiyonu, Beck & Eggeling International Fine Art, Düsseldorf, Ben Brown Fine Arts, Londra, Sperone Westwater, New York, Ketterer Kunst, Münih, Viktor ve Marianne Langen Koleksiyonu, Düsseldorf, Helga ve Edzard Reuter Koleksiyonu, Neuss, Elizabeth Goldring Piene and Otto Piene Varisleri, Rira Koleksiyonu, Köln, Schaub Koleksiyonu, Landshut, More Sky Koleksiyonu, Studio Mack Koleksiyonu ve Yves Klein Archives, Paris bulunuyor.

ZERO enerjisini Akbank Sanat’ın işbirliğiyle S.Ü. Sakıp Sabancı Müzesi galerilerine taşıyacak sergi, 3 Eylül 2015’te küratör Mattijs Visser eşliğindeki sergi turu ile başlayacak. Sempozyum, konferans, film gösterimleri, çocuk atölyeleri ve sesli rehber ile zengin bir içerik sunacak ZERO sergisi, hazırlanan kapsamlı kataloğuyla da önemli bir hafıza oluşturacak. ZERO sergisi, 2 Eylül 2015 - 10 Ocak 2016 tarihleri arasında S.Ü. Sakıp Sabancı Müzesi’nde ziyaret edilebilecek.

İstanbul, ZERO ile geleceğe geri sayıyor.







Kaynak: www.gelecegegerisayim.com