İzleyiciler

resim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
resim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mayıs 2020 Cumartesi

Server Demirtaş ve Kinetik Heykelleri

Ben Server Demirtaş'la ve çalışmalarıyla geç tanıştım ama tanımadığım yıllara inat daha büyük saygı duydum. Çok yakın bir arkadaşımın Server Demirtaş'ın çalışmasını yollamasıyla araştırmaya başladım, sonrasında takip etmeye devam ettim. Üstad'ın yaptığı işlere o kadar büyük bir hayranlık duyuyorum ki anlatabilmem mümkün değil. Hala tanımayanlar varsa endişesiyle bu başlığı açmaya ve her şeyi paylaşmaya karar verdim. 
O halde zaman kaybetmeden başlayalım. 😊



Server Demirtaş

1957 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Server Demirtaş, 1977 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’ne girer. İsmi daha sonra Mimar Sinan Üniversitesi’ne dönüştürülecek Akademi’de Devrim Erbil atölyesinde eğitim alan sanatçı, 1984 yılında mezun olduktan sonra Türk soyut sanatının önde gelen isimlerinden Adnan Çoker ile ortak çalışmalarda bulunur. Resim bölümünden mezun olmasına rağmen; gerek eğitim süreci gerekse daha sonrasında gerçekleştirdiği çalışmalarda üçüncü boyutun olasılıklarını arayan ve kendini her zaman bir heykeltıraş olarak konumlayan Demirtaş’ın ilk dönemlerinde gerçekleştirdiği, gazeteleri PVC’yle kaplayıp katmanlardan oluşturduğu üç boyutlu yerleştirmeleri dönemi için öncü ve ses getiren çalışmalardır. 1987 yılında Mimar Sinan Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen ve dönemin en yenilikçi çağdaş sanat sergisi olan “Yeni Eğilimler Sergisi”nde Başarı Ödülü alan sanatçı, 1989 yılında bir diğer önemli sergi olan “Günümüz Sanatçıları İstanbul Sergisi”nde Resim Heykel Müzesi Jüri Ödülü’nü kazanır.



Demirtaş’ın sürekli değişimi arayan yenilikçi sanat anlayışı 1997 yılında farklı makine parçalarını bir araya getirerek oluşturduğu hareketli heykeller dönemini başlatır. Hiçbir mühendislik eğitimi almayan sanatçının oldukça uzun süreçler gerektiren mekanik heykelleri, Türkiye’de kinetik heykel sanatının önemli örneklerindendir. Demirtaş’ın heykellerinin oluşum aşamasında kullandığı otomobil cam sileceğinden, bisiklet frenine değin uzanan hazır malzemelerin, sanatçının buluşu olan yöntemlerle bir araya getirilerek çarklar aracılığıyla hareketi sağlaması, 12. yüzyılda El Cezeri’nin robotlarından, 15 ve 16. yüzyılda Leonardo da Vinci’nin makinelerine ve 20. yüzyılda Jean Tinguely’nin kinetik heykellerine kadar uzanan bir yolculukta bilim ile sanat, teknoloji ile insan gibi ilişkiler üzerine yeniden düşünmemizi sağlar. Günlük hayatın hızı içinde yakalanamayan ve gittikçe mekanikleşen bir takım insani duygular, Demirtaş’ın mekanik heykellerinde adeta ağır çekime alınarak etkileyici bir gerçeklikle izleyiciye aktarılırken, heykeline can vermek isteyen Pygmalion efsanesinden beri süregelen ‘sanatçı ve yaratıcılık’ arasındaki ilişkiyi de gözler önüne serer.




Sanatçının son dönemde yaptığı çalışması "Çığlık" hakkında yaptığı açıklama ise şu şekilde:

“Benim çok iyimser bir sanatçı olduğumu düşünüyorlar ama ben aslında karamsarım. Bu heykelimi de karamsar bir şekilde yaptım. Dünyanın iyi gittiğine herşeyin daha güzel olacağına inanmıyorum” diyen Server Demirtaş, heykelin babasının hastalığının ağırlaştığı sıralarda ortaya çıktığını söylüyor ancak bu dönemde yalnızlaştırılan ve yalnız bırakılan yaşlılara da dikkat çekiyor ve heykelini onlara adıyor:

“Yaptığım bu iş sosyal medyada görünmesiyle herkes, salgınla, 65 üstünün hain bir şekilde solunum cihazsız ölüme terk edişleriyle ilgili sandı. Öyle değil çok kişisel, Üç ay önce babamın rahatsızlığı üzerine başladım bu işe. Babamın durumu giderek ağırlaştı bu süreçte. Bu heykel bu esnada çıktı. Salgına denk düştü. O ruha. Herkesin ayrıştırıldığı, bir şekilde dünyadan uzaklaştırıldığı bir dönemde yaşlılar hiç olmadıkları ve aslında unutmak zorunda oldukları yaşlarıyla bu dünyada geçirmiş yıllarıyla yalnız bırakıldı. Elbette onlara adıyorum bu heykelimi…”







Kaynak: www.bozluartproject.com, www.sanatatak.com

2 Aralık 2016 Cuma

VAN GOGH'UN KULAĞININ KESİLMESİ

Van Gogh'un kulağının kesilmesiyle ilgili bir çok hikaye duymuştuk. Hangi olay doğru bilemiyoruz ama bildiğimiz bir şey var ki o da olayla ilgili bütün rivayetlerdeki ortak tek şey Gauguin... Van Gogh'la olan sıkı ilişkilerini bilmeyen yoktur. Bu dostluk resim sanatıyla ilgili tartışmaları üzerine bozulmuştur.




Vincent Van Gogh, 1853 ile 1890 yılları arasında yaşamış dünyaca ünlü bir deha. “Post empresyonizm” denilen Kuralsız İzlenimcilik, bilinen deyişiyle ‘Art İzlenimcilik‘ türündeki eserleriyle bilinen Hollandalı ressam, ölmeden 2 sene yaşadığı bir olaydan bahsedeceğim. Herkesin, hatta Van Gogh‘u tanımayanların dahi bildiği o meşhur kulak kesme mevzuu.

Kendinden 5 yaş büyük ressam Paul Gauguin‘le yakın dost olan Van Gogh, doktorlara göre ‘problemli’ bir insandı. Yaşamı boyunca şizofreniden manik depresyona kadar 30’a yakın teşhis konulan Van Gogh’un sevdiklerine aşırı bağlı olduğu anıları ve mektuplarından açıkça görülmekte. Gauguin’e de aynı bağlılığı gösteren Hollandalı ressam, 1888 senesinde dostuyla şiddetli bir şekilde kavga etti. Söylenenlere göre kavgadan sonra Van Gogh‘un Arles’teki evinden ayrılan Gauguin‘in gidişiyle bir kriz geçiren ressam, sol kulağının bir parçasını kesti ve parçayı sürekli uğradığı geneleve bir emanet gibi bıraktı. Bu olay üzerine 1889’da “Kesik Kulaklı Portre” eserini yaptı.

Bir başka söylentiyse Van Gogh‘un kulağını Gauguin‘in parçaladığı yönünde. Şiddetini artıran kavgada kendini müdafaa etmek için (veyahut sinirden) kılıç çeken Gauguin, Van Gogh’un kulağını yaralar. Van Gogh‘un uğrak yeri olan genelevin önünde yaşanan bu olaydan sonra kulak parçası, yine geneleve bırakılır. Araştırmacıların doğru olduğunu düşündükleri bu hikaye, Van Gogh’un olaydan sonra Gauguin’e yazdığı mektuptaki “…Sen de sessiz, ben de.” ifadesini de anlamlandırıyor.







Kaynak: www.resimbiterken.wordpress.com

18 Eylül 2016 Pazar

RESİM SANATINI SEVDİREN FİLMLER =)

Ben filmlerin insanlar üzerinde etkisi olduğuna inananlardanım, tabi öyle bir topluluk varsa..:) İzlediğimiz her film bize birşey katar, mutlaka içinden birşeyler öğreniriz diye düşünüyorum. Bazen izlediklerimizden o kadar etkileniriz ki oradaki karakterlerde ya kendimizi bulur ya da onlara hayran oluruz. Gözyaşlarıyla, coşkuyla izlediklerimizde olur, kahkahalar, yeni kararlarla bitirdiklerimizde.. Yani kısacası bence filmler hayatımızda iz bırakır.




    YERDEKİ YILDIZLAR


IMDb: 8.5

"Her Çocuk Özeldir" diye çevrilen, orjinal adı "Taare Zameen Par" olan film Aamir Khan'ın en iyi yönetmen ve filminde en iyi film ödülünü aldığı benim de çok sevdiğim başarılı bir film (2007)





BIG EYES (Büyük Gözler) 


IMDb: 7.0

1950’li yıllarda çizdiği kendine has iri gözlü çocuk tablolarıyla tanınan Amerikalı ressam Margaret Keane’in, eşi Walter Keane ile yaşadığı güç mücadelesini beyazperdeye taşıyan film, Keane çiftinin aralarındaki iktidar gerginliğini konu alan biyografik bir uyarlama. Karısının göze çarpan yeteneğini ve ortaya koymuş olduğu orijinal eserleri satış stratejisi adına sahiplenen Walter Keane, para ve şöhreti yakaladıktan sonra eşi Margaret'ı gölgede bırakır. Yaptığı tabloların birisi için bile "Benim tablom!" diyemeyen Margaret, kocasının baskına karşı çetin bir savaş verecektir. 
Tim Burton' ‘Ed Wood’dan sonraki en kişisel filmi” olarak yorumlanan filmin başrollerini Amy Adams ve Christopher Waltz paylaşırken, senaryo Scott Alexander ve Larry Karaszewski'ye ait. Filmin müziklerinde Danny Elfman imzası var.




ARTEMISIA


IMDb: 6.8

Dünyanın bilinen ilk kadın resim sanatçılarından biri olan Artemisia Gentileschi’nin gençlik dönemi… Artemisia, aynı sanata gönül vermiş olan babası tarafından resim sanatına doğru yönlendirilmektedir. Yaşadığı dönemde yasak olarak addedilmesine rağmen kendi ilgi alanları dâhilinde olan erkek anatomisi, Artemisia’yı cinselliğe yöneltmektedir. Artemisia’nın eğitimini üstlenen Agostina Tassi, masum olmasına rağmen Artemisia’ya tecavüz etmekle suçlanmaktadır. Açılan dava bütün bu isimlerin ülkede bilinmesine yol açacaktır. Artemisia, masum olan Agostina’yı korumak konusunda fazlasıyla kararlıdır. Agnes Milles’in ikinci uzun metrajlı filmi olan Artemisia’nın, ‘En İyi Yabancı Film’ dalında bir de Altın Küre adaylığı bulunuyor.




JEROME'UN PLANI


IMDb: 6.3

Jerome genç bir sanatçı adayı. Gözünü biraz yukarılara dikmiş. Dünyanın en iyi sanatçısı olmak istiyor. Eğitimli bir sanatçı olmaya karar veriyor ve alanında son derece önemli bir okula kayıt yaptırıyor. Fakat zamanla farkediyor ki, kendisinde bir tutukluk var ve sanat dünyasında yükselmek o kadar da kolay olmayacak. Hedefi için başka bir yol düşünmeye başlıyor. Ve bir gün aniden cinayet suçlamasıyla tutuklanıyor. Çizgi roman dünyasının cool ismi Daniel Clowes’un Eightball serisinden uyarlanan filmin bir sürprizi de Amarika’da yaşayan Türk oyuncu Osman Soykut’un da kadroda bulunması.




MUTLULUĞA BOYA BENİ


IMDb: 7.3

Le Point dergisinin “Yılın en yaratıcı ve şiirsel Fransız filmlerinden biri” diye nitelediği Mutluluğa Boya Beni, büyükler kadar çocuklara da hitap eden bir canlandırma. Bitmemiş bir resim üzerindeki bir şato ve çiçeklerle dolu bir bahçedeyiz. Bu tabloda resmedilip renklendirilmiş Toupin’ler gücü ele geçirmiştir. Toupin’ler, çizimleri yarım kalan Pafini’leri devre dışı bırakmış ve yalnızca taslak halindeki Reuf’ları da esir almışlardır. Şimdi Ramo, Lola ve Plume düzeni yeniden sağlamak ve arkadaşlarını kurtarmak için ressamı bulmak üzere yollara düşecek, bir dolu macera yaşayacak, şatodan ve çiçekli bahçeden geçecek, hatta başka resimlere gideceklerdir.




MUMBAI GÜNLÜKLERİ


IMDb: 7.2

Mumbai'de farklı yaşam ve geçmişleri olan şans eseri hayatlarının kesiştiği 4 kişinin hikayesi olan bir film... Arun Yalnız bir ressam... Shai bankacı ve tutkulu bir fotoğrafçı... Munna aktör olmayı arzulayan bir çamaşırcı... Yasmin yeni evli kardeşi için video çeken bir karakter... Film Yasmin'in kardeşine yeni geldiği Mumbai'yi videoya alarak anlatması üzerine başlayıp, Ressam Arun'un yeni evine taşındıktan sonra da dolapta bulduğu üç video kaseti üzerine devam eden film.





ÇIKIŞLAR HEDİYELİK EŞYA DÜKKANINDAN


IMDb: 8.0

Dünyanın ilk sokak sanatı felaket filmi, 'dünyanın en önemli sokak sanatı filminin nasıl hiç yapılamadığının inanılmaz ve gerçek hikayesini anlatıyor. Bu eğlenceli ve tuhaf film, çağdaş sanat dünyasının, sokak sanatının ve belgesel yapımının iç yüzünü açığa çıkarıyor. Her şey, bugüne kadar kimliğini gizlemiş ancak Bristol ve West Bank’teki stencil adı verilen duvar baskılarıyla meşhur olan sokak sanatçısı Banksy ile başlıyor.




BAY TURNER


IMDb: 6.8

Manzara ve doğa olaylarını resmettiği yağlıboya ve suluboya tablolarıyla tanınan, Romantizm akımının en önde gelen sanatçılarından biri olarak kabul edilen, aynı zamanda Empresyonizm akımının da öncülerinden olan İngiliz ressam J.M.W. Turner'ın hayatı ilk defa bu kadar detaylı bir biçimde beyazperdeye taşınıyor! Yaşadığı dönemde, hayatı en çok merak edilen sanatçılardan biri olan 19. yüzyılın en sevilen ressamlarından biri olan Turner'ın yapmış olduğu seyahatleri, sanatının içeriğini, sosyal çevresini ve aşk hayatını perdeye taşıyan film; ünlü ressamın hayatının son 25 yılını konu alıyor. Londra'da dönemin sanat dünyasını da gözler önüne seren film, Turner'ın yaşlı babası, birlikte yaşadığı hizmetçisi, metresi ve iki yetişkin kızı ile olan ilişkisini ön plana alıyor.
İngiliz yönetmen Mike Leigh'in senaryosunu yazıp yönetmenliğini yaptığı filmin başrollerini Timothy Spall, Roger Ashton-Griffiths ve Tom Wlaschiha paylaşıyor.




SOL AYAĞIM


IMDb: 7.9

Sol Ayağım (My Left Foot: The Story of Christy Brown), 1989 yapımı sinema filmidir. Doğuştan beyin felçli doğduğu için sadece sol ayağını kullanabilen İrlandalı yazar Christy Brown'un aynı adı taşıyan kitabından uyarlanmış gerçek bir yaşam öyküsüdür. Filmde Christy Brown’u canlandıran Daniel Day-Lewis 1989 yılında, bu filmdeki performansıyla en iyi erkek oyuncu dalında Oscar kazanmıştır. Brenda Fricker ise bu filmdeki performansıyla en iyi yardımcı kadın oyuncu Oscar’ını kazanmıştır. Ayrıca film en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi senaryo dalında da Oscar'a aday gösterilmiştir.






SERAPHINE


IMDb: 7.4

Martin Provost’un yönetmenliğini yaptığı Séraphine, ressam Séraphine Luise’nin nam-ı diğer Senlis’li Séraphin’in , trajik hayat hikâyesini gerçekçi ve sanatçının ruhuna uygun bir yaklaşımla anlatan bir film. 1905 yılında 41 yaşında sade bir yaşantısı olan ve hayatını temizlik yaparak kazanan Seraphine, ona resim yapmasını söyleyen (koruyucu meleğini) dinleyip kendi kendine resim yapmaya başlar ve eline geçen az bir paranın hepsini resim yapabilmek için harcar. Gündüzleri çalışıp geceler boyu parlak renkli, naif doğa desenleri yaratır.




ANDREI RUBLEV


IMDb: 8.4

15. yüzyılda Tatarların saldırıları altında inleyen Rusya’dayız. Andrei Rublev hem bir keşiş hem de ikona ressamıdır. Barbarlık, şiddet ve kana kontrast olarak doğanın mucizevi güzelliği ve inanç Rublev’in beslendiği kaynaktır. Ne var ki bir köylü kızını tecavüzden kurtarmak için bir adamı öldürmek zorunda kaldığında hayatı ve Tanrı inancını yeniden sorgular. Yaratıcılık ateşinin, konuşmama ve resim yapmama yemini eden Rublev’in içinde yeniden yanmaya başlaması için toy bir delikanlının dev bir çanı imal etmesini seyretmesi gerekecektir. Bu aslında sanatçı keşişin eserlerine gerçek rengin ve hayatın da gelmesinin işaretidir.




MONTPARNASSE 19


IMDb: 7.5

Konusu 1919 yılında Paris'te geçen film, ünlü İtalyan ressam Modigliani'nin ölümünden önceki son yılını anlatır. Hayattayken anlaşılmayan ve tabloları hiç satmayan bu ressam alkol ve uyuşturucu dolu günlerin arkasından daha 35 yaşındayken yoksulluk içinde tüberküloz menejitinden ölmüştü. Filmde sanatçının aşırı alkol tüketmesine gönderme yaparak bir eleştirmen şöyle demiştir: "Montparnasse 19'da betimlendiği şekliyle Modigliani'nin yanında Van Gogh Pat Boone gibi kalır" (Bir ara gospel müziği de yapan Amerikalı Pat Boone, dindar ve tutucu bir şarkıcı olarak tanınmıştır. Van Gogh da Modigliani gibi alkole düşkündü)





Kaynak: www.beyazperde.com, www.imdb.com

4 Eylül 2016 Pazar

PICASSO VE RESİMLERİ

ODTÜ İşletme bölümünün çok bilge, hem en sevilen hem en nefret edilen profesörü Muhan Hocanin Strateji Yönetimi dersinin ilk sınıfı öğretim üyeleri tarafından bile katılımıyla geçer ki her senesi ayrı ilginçtir. Derslerinden birinden bir anekdot:

Muhan Soysal tepegöze bir Picasso resmi koyar. Herkes bakar bakar ama tarzı zaten kübik olan sürrealist resimde sanatla fazla ilgilenmeyenlerin anlayabileceği cok az şey vardır. Bozuk perspektifli bir oda, sarı uzun saçlı yaratığa benzeyen birşey. Etrafında başka yaratıklar, yerde yine bir yaratık ve arkadaki şekli bozuk içi parlak dikdörtgenin içinde başka bişeyler daha.



5-10 dakka hiç birşey söylemeden sınıfı izleyen hoca, birazdan Picasso'nun resmini alıp Diego Velazquez'in 1656 yılında yaptığı Las Meninas (Nedimeler) isimli resmini koyar. Bu resimde sandalyenin üzerinde oturan sarı uzun saçlı bir aristokrat kızının etrafindaki nedimeleri onun saçını tararken yerde köpeği yatmaktadır. Ve babası arkasından ışık sızan kapıdan kızını izlemektedir. 



Ancak ikinci resmi görünce Picasso'nun 1957 yılında yapmış olduğu resimdeki öğelerin ne olduğunu ve bu resmin Valezquez'in Las Meninas tablosuna gönderme olarak yapılmış oldugunu farkeder tüm sınıf. Ve Muhan Soysal hiç unutamayacağımız dersini verir: 

"Hayatta hiç birşey Valezquez'in resmi kadar belirgin ve net değildir. İş hayatı gerçekleri size Picasso'nun resmindeki gibi şekil değiştirmiş olarak gösterir. Picasso'nun resmine bakıp, Valezquez'in resmini görebilenleriniz başarılı olacak, diğerleri kübik şekillere bakıp yanlış anlamlar çıkarmaktan gerçekleri hiç göremeyecek."





Kaynak: www.hayatimdegisti.com

2 Temmuz 2016 Cumartesi

MONET VE İZLENİMCİLİK

Monet, benim de sevdiğim sanatçılardan biri.. Kendine özgü üslubu, üstadı diğer sanatçılardan farklı kılıyor. 2012 yılında İstanbul Sabancı Müzesi'nde sergisine gidip eserlerini görme fırsatı bulmuştum. Eserlerini yakından gördüğüm bir sanatçıyı paylaşmamak olmaz.. :)


                  CLAUDE OSCAR MONET (PARİS 1840 – GIVERNY 1926)   

          Paris’te doğan Monet çocukluğunu babasının çalıştığı Le Havre’da geçirir. Monet Le Havre'da ortaokula başladı. Derslerde kitap kenarlarını süslüyor ve öğretmenlerin karikatürlerini çiziyordu. Çizdiği karakalem karikatürleriyle çevresinde tanındı. İlk çizgi derslerini, Jacques-Louis David'in öğrencisi olan Jacques-Francois Ochard'dan aldı. Bu dönemde çizdiği karikatürleri bir dükkânın vitrininde sergiledi. Dükkânı işleten ilk ustası olan Eugene Boudin ile tanıştı. Boudin, ona karikatür çizmeyi bırakıp sadece, “görmeyi, çizmeyi ve boyamayı öğrenmesini,” tavsiye etti. Monet'e yağlı boya kullanmayı ve açık ortamlarda resim tekniğini öğretti. 
          Annesini kaybeden sanatçı 16 yaşındaydı, okuldan ayrıldı ve dul teyzesinin yanına yerleşti. Yaşadığı kasabadan Paris'e giderek sanat dünyasının içine girdi, ileride İzlenimcilik'in öncüleri olacak ressamlar Camille Pissarro, Frederic Bazille, Alfred Sisley, Aguste Renoir ve Edouard Manet ile tanıştı.  
          1870 Camille Doncieux ile evlendi. Eşini 2. çocuğunu doğururken kaybetti. 1892’de Alice Monet ile evlendi. Alice, Claude Monet ve çocuklar 1881'de Poissy'e, 1883'te Vernon'a taşındılar ve son olarak Mayıs’ta Giverny'e yerleştiler. Monet, burada bir ev ve bahçe kiraladı. Geri kalan ömrünün büyük kısmını sonradan satın aldığı bu yerde yeşerttiği bahçeyi resmederek geçirdi.  
          Monet, 1923'te katarakt sebebiyle iki kez ameliyat olmuştur. Katarakt olduğu süreçte yaptığı resimlerin genel olarak kırmızı tonlarda olduğunu görürüz. 
Monet 86 yaşındayken akciğer kanseri nedeniyle ölmüştür. 

          İzlenimcilik 19. yüzyılda Fransa'da ortaya çıkan ve bütün sanat dallarını, özellikle resmi etkileyen akım. Doğadaki unsurların kişinin içinde yarattığı izlenimleri, duygusal izleri yansıtmayı hedefler. Bu akım içerisinde yer alan sanatçılar, doğayı objektif bir gerçek olarak değil, kendilerinde yarattığı izlenimi resme aktarırlar. 
          Resimde izlenimcilik, özellikle ışık ve renkten kaynaklanan görsel izlenimleri yansıtmayı hedefler. Resmedilen nesnelere veya olaydan çok günün belirli bir zamanına özgü ışığın sanatçı üzerinde yarattığı izlenimlere önem verilir. Akımın öncüleri Claude Monet ve Camille Pissarro'dur 
          İzlenimcilere göre sanatçı doğrudan doğruya gerçeği değil, gördüklerinin kendisinde uyandırdığı duygu ve düşünceleri esas almalı, gerçekçiliği ve nesnelliği ikinci plana atarak, kişisel yorumu ön plana çıkarmalıdır. 

                                         Resim 
        
       İzlenim (gün doğumu) 
       
        1873 tarihli bu küçük resim (48x63,5cm), günümüzde musee marmottonPariste bulunmaktadır ve monetin en bilinen eserinden biridir. Sanatçı burada şafak sökerken Le Havre limanını betimlemiştir.  
          Bu çalışma grubun 1874 yılında düzenlenen ilk sergisinde yer alır. Eleştirmenler belirsiz buldukları resme daha sonra gruba adını verecek izlenim adını verirler. Resmin perspektifinde temel bir unsur olan ve ön planda görülen teknenin belli belirsiz hatları dışında, bütün manzara puslu ve soluk bir gündoğumundan ibarettir. Monet genellikle eskizler üzerinde çalışırdı ama bu resmi bir seferde yaptığı düşünülmektedir.  
         Güneşi portakal renginde, puslu gökyüzünde ve suyun üzerinde yansımasıyla görmekteyiz. Güneş sarı ve turuncunun etkisiyle yoğun ve zengindir. Sanatçı suyun üzerine attığı kısa fırça darbeleriyle akıntı izlenimini yaratmıştır. Arka planda ise dumanı tüten bacalar ve gemilerin yelken direkleri belli belirsiz fark edilir. Öndeki üç kayık deniz sakinken yapılmış olmalıdır. Monet resimsel içerikle değil daha çok ışığın değişen niteliğiyle ilgilenmiştir.     
        
                                                  Resim 
                
          Rouen katedrali ön cephe ve kule (sabah izlenimi) 

          Monetin büyük rouen katedrali dizisi, 1892-93 yıllarında yapılan 30 civarında resimden oluşmaktadır. Rouen katedrali'nin gotik cephesi üzerinde değişen ışık etkilerini yakalamak için otuz defa resmetmiştir. Işığın anlık etkilerinin biricikliği yakalamak isteyen sanatçının tek bir günde 14 resim yaptığı olmuştur. Rosary müzesinde bulunmaktadır. 
          Sabahın erken saatlerini anlatacak şekilde lacivertler, açık maviler ve sarılar kullanılmıştır. Güneş katedralin üzerine çaprazlama düşerek, monet’i daha az sarı kullanmaya itmiştir. Resim üzerinde yeterince çalışamadığını düşünen sanatçı rouen tablolarını Giverny’deki stüdyosunda tamamlamıştır. Bu detayda katedralin ön cephesinin orta bölümü görülmektedir. Monet, yazdığı mektuplarda çalışma yönteminden şu şekilde bahseder:” .. Her gün, daha önce görmediğim bir şeyler bulup ekliyorum… Bu katedralin resmini yapmak ne zor!…Uğraştıkça, hissettiklerimi yansıtmak için daha çok didiniyorum … 

                                                  Resim 

         Nilüfer havuzu 

         1904 tarihli resim günümüzde Orsay (Paris) müzesinde bulunmaktadır. Bahçesindeki küçük havuzda yetiştirdiği nilüferler ona yeni bir esin kaynağı oldu. 20 yıldan uzun bir süre bu nilüferler bazen puslu, bazen berrak bir atmosfer içinde tuvallerinde yer aldı. Monet’in erken dönem nilüferlerinden olan bu resimde, kalın bir şekilde uygulanan renkler, yumuşak ve inceliklidir; ışık ve gölge dikkatle dengelenmiştir.  
         Yapraklar çiçekleri açık bir el gibi tutmaktadır. Bembeyaz nilüferler yeşil gölgelerin içinde parlamaktadır. Etraflarındaki aydınlık, havuzun derinliğini ortaya çıkararak çiçeklerin sudaki yansımalarıyla karşıtlık yaratır. Çiçeklerin yanı sıra suda günışığını süzen gökyüzünü, ağaçların dallarında esen rüzgârı, günün her saati değişen incelikli farkları da gözler önüne sermiştir. İzleyiciyi kompozisyonun odak noktasına yoğunlaştıran ve onların renklere yoğunlaşmasını sağlayan kareler kadar dairesel kanvasları da kullanmıştır. Resmin sağ tarafını kaplayan bu bölüm de siyahlar ve yeşiller bir araya gelmiş ve uzaktan bakıldığında bir bütünlük oluşturmuştur. 

                          Resim           

         Vetheuil 

         1901 tarihli resim Puşkin müzesinde(Moskova) bulunmaktadır. Seine nehri üzerinde bulunan vetheuil köyüne adanmış bir dizinin parçasıdır.  
         Teknenin ve teknedeki iki kişinin resmedilişi, izlenim tablosundaki teknelerden bir hayli farklıdır. Burada renkler minik fırça darbeleriyle uygulanmış, neredeyse uçucu bir etki ve doku yaratmıştır. Monet’in binalar ve çatılar, bitkiler ve katedral gibi farklı unsurları resminde bir araya getirmesi son derece ilgi çekicidir; kırmızılar, turuncular, beyazlar, yeşiller ve maviler kısa ve hızlı fırça darbeleriyle uygulanmıştır. Böylece ortaya mükemmel bir vetheuil manzarası çıkmıştır. Mimari özellikler ve toprağın dokusu yeşil, mavi ve kırmızının farklı tonlarıyla, izleyiciye, ışığın altında değişen renk izlenimlerini gösterme amacıyla betimlenmiştir. Sanatçı burada, manzarayı suyun yüzeyindeki sürekli değişikliği, küçük dalgaları araştırdığı bir arka plan olarak kullanmıştır. Nehir yatağının yeşil gölgeleri kayboldukça renkler biraz daha yumuşayarak pembelere ve kırmızılara dönüşmektedir.  

     Resim 
         
Kırda kahvaltı 

         1865–66 yılları arasında yapılan resim 130x181 ebatlarında Puşkin müzesinde(Moskova) bulunmaktadır. İsmi ve konusuyla manet’nin resmine atıfta bulunur ama monet daha gerçekçi bir düzenleme yapmaya çalışmıştır. Zarif ve güzel burjuva hanımlar, manet’nin Parisli çıplak güzeli kadar arsız değiller. Manet’nin resmiyle arasındaki benzerlik çok açıktır. Monet ona hayran olmasına karşın, resmine doğal boyutlarda on iki figür yerleştirerek meslektaşını geçmeye çalışmıştır.  
         Resimde ormanlık alanda kahvaltı yapan figürler resmedilmiştir. Camile ile monet’nin arkadaşı bazille ağaçların ortasında, ressama saatlerce poz vermişlerdir. Günışığı, yerdeki yaygının ve giysilerin üzerine düşerken, serin gölgeliği canlandıracak manzarayı genel olarak aydınlatmaktadır. Işıkla yıkanmış resimde bazıları hareket halinde, doğal büyüklükteki figürler, gerçek bir anın belgesi hissini verir. Sarılar yeşillerin arasına serpiştirilmiştir. Yaprakların arasından süzülen günışığı da aynı şekilde düzensizdir.  







        KAYNAKLAR; 

  • Sanat Tarihi Ansiklopedisi / Cilt IV _______________________Görsel Yayınlar, 
  • Felsefeni Işığında Modern Resim  -  İsmail TUNALI _________Remzi Kitapevi, 
  • Empresyonizm  -  Marina Fetretti Bocquilon  ______________ Dost Kitapevi, 
  • Monet  –  Birgit Zeidler _________________________________Mini Sanat Dizisi, 
  • Monet  _______________________________________________Art Book, 
  • http://tr.wikipedia.org