İzleyiciler

Leonardo Da Vinci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Leonardo Da Vinci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Aralık 2016 Pazar

DA VINCI'S DEMONS

Da Vinci'ye olan büyük saygım ve hayranlığım, hakkında fazlasıyla kitap okumama, araştırma yapmama sebep olmuştu.. :) Bu kadar büyük sevince Da Vinci Demons'ı da merak ettim tabiki.. 
Da Vinci Demons benim de severek takip ettiğim dizilerden biriydi ve 3. sezonuyla birlikte final yapan bu diziyi belki hala izlemeyenler vardır diye paylaşmak istedim.


Da Vinci’s Demons, ünlü düşünür, ressam, mimar, mühendis ve mucid Leonardo Da Vinci‘nin gençlik hayatı üzerine odaklanan televizyon dizisidir. Dizi, 25 yaşındaki Da Vinci’nin icatlarının anlatılmamış hikayesini keşfediyor. Ayrıca Mitraizm ya da Mitra’nın Gizemleri olarak bilinen mistik Roma kültü ile de alakalıdır.



Dizinin türünü en kısa haliyle “tarihsel fantezi ve macera draması” olarak özetleyebiliriz. 

Dizide, Da Vinci ve Medici ailesi üzerinden Floransa şehrinin o dönemki hali ve konumu, oradaki insanların kültürü ve yaşam şekli,

Papa Sixtus ve yeğeni Riario üzerinden ise Papa ve Vatikan‘ın o dönemki hali, konumu ve gücü anlatılıyor.

Dizide, Leonardo Da Vinci’nin normalde film ve dizilerde ihmal edilmiş olan gençlik yaşamı anlatılıyor. Da Vinci, o dönemde henüz genç ve hafif de çılgın bir mucit ve ressam. Bu sebeple o dönemde bilim ve sanata çok önem veren ve bunlarla ün salmış bir şehir olan Floransa‘da fark edilmesi uzun sürmüyor ve o dönemde Floransa’daki en güçlü aile olan ve Floransa’yı fiili olarak yöneten Medici Ailesi ile şehrin savunması amacıyla çalışmak için bir anlaşma yapıyor. Çünkü Papa ve Vatikan bilim ve sanatla bu kadar haşir neşir olan bir şehir olan Floransa’yı kendileri için bir tehdit olarak görüyor ve iki şehir arasındaki gerginlik her geçen gün tırmanıyor.

Da Vinci bir yandan Medici ailesi ile çalışırken, bu sıralarda bir mit olan ve Dünya’nın şifresini içinde barındırdığına inanılan “Yaprak Kitabı’nı” bulma görevinin de mistik bir karakter olanThe Turk tarafından kendisine verilmesi ile hayatı birden renklenmeye başlıyor. İşte 8 bölüm boyunca Da Vinci’nin Yaprak Kitabı’nı bulmak için atıldığı maceraları ve Medici Ailesi ile birlikte Vatikan’a kafa tutmasını seyrediyoruz. Dizide fantastik unsurlar olsa da, anlatım şekli ve işlenen konular ile Da Vinci’s Demon’s, 15. Yüzyılın ikinci yarısına bir bakış atmayı ihmal etmiyor.

KARAKTERLER



1. Leonardo Da Vinci ( Tom Riley )


Ana karakterimiz, Leonardo Da Vinci, bilgiye aç bir dahi ve bir maceraperesttir; ama şu an için gerçek arayışına cevap bulamadığı için hayal kırıklıkları yaşamaktadır. Leonardo, en sonunda tüm zamanların en ünlü ressamı olacaktır; hatta bazıları onu Hz. İsa’dan sonraki en bilinen figür olarak tanımlayacaktır; ama dizide biz onu sıradan bir adam olarak göreceğiz.

Dehası yükselmeye ve yıkıcı bir güç olmaya başladığında ise, bu durum hem onu hem de yaşadığı dünyayı değiştirecek ve modern Dünya’nın temellerini atacaktır. Ama şimdilik o, adalete özlem duyan sıradan bir adam. Annesi, ortalarda yok ve o, bu yüzden kötü bir halde.Babası ise onu küçümsüyor ve hor görüyor; Leonardo da bu durumdan da derin yaralar alıyor. Bu sebeple, hem The Turk‘ü hem de Verrocchio‘yu bir baba figürü olarak görüyor.


2. Lucrezia Donati ( Laura Haddock )


Lucrezia Donati, Floransa’daki eşlerden, metreslerden ve kutsanmış bir güzelliğe sahip kadınlardan biri. İşin aslı Lucrezia, Lorenzo‘nun metresi ve bu durum herkes tarafından bilinip, kabul edilmiş bir sır. Lucrezia üst tabakaya mensup olan kocası sayesinde, biraz statü elde etmiş olsa da, onun şöhretini artıran şey “Asil Metres” olarak tanınıp bilinmesidir. Güzel bir kadın olan Lucrezia, baştan çıkarıcı yeteneklerinin farkında ve istediği şeyleri elde etmek için onları kullanmaktan da çekinmiyor. Onun gücü belirsiz ve gizemli olarak kalabilmesinden geliyor.


3. Kont Riario ( Blake Litson )


Lord Girolamo Riario, Kutsal Roma Kilisesi’nin kontu ve önderidir; ayrıca Papa Sixtus‘un yeğenidir. Sadece seçkin birkaç kişi, onun gerçek soyunun farkındadır ve tıpkı Leonardo gibi Riorio da, toplumda kabul görme ve yerini sağlamlaştırma arzusunu taşımaktadır.

Kendini kutsal işlere adamasına rağmen, Papa Sixtus’un dünyevi arzuların ve bencil günahların pençesinde olduğunun farkındadır. Riario, Floransa’nın kutsal fikirlerin aniden bozulmasının başlıca örneği olduğunu fark ettiğinde ise, bunun sorumlusu olarak gördüğü Mediciler Ailesi‘ni yok etme görevini memnuniyetle kabul edecektir. Riario, her türlü kaynağı bu uğurda kullanacak kadar acımasız ve sabit fikirli biri olarak tasvir edilebilir.


4. Lorenzo Medici ( Elliot Cowan )


Lorenzo Medici isteksiz, gönülsüz bir liderdir. Kaba saba görüntüsüne rağmen, akıllı ve makul bir adamdır. Sanata olan sevgisi, onu bir prens, bir veliaht olmaktan çok bir şair olmaya itse de, daha çok küçük yaşta iken şartlar onu Medici Bankası‘nın lideri olmaya zorlamıştır. Böylece Floransa‘nın hukuken olmasa da fiili hükümdarı Lorenzo olmuştur.

Medici Bankası o dönem Avrupa’sının en etkili kuruluşlarından biridir. Ama bu bankanın hakimiyetinin zamanla rakip bankalarca sınanması da kaçınılmaz olacaktır. Lorenzo, Vatikan ve Papa Sixtus’u ise Floransa’nın düşmanları olarak görüyor.


5. Clarice Orsini ( Lara Pulver )


Clarice Orsini, 16 yaşında iken Lorenzo Medici ile evlenmiştir. Bu evlilik Mediciler Ailesi’nin sosyal statüsünü artırmak için, en büyük oğlunu asil sınıftan gelen bir kızla evlendirmek isteyen Lorenzo’nun annesi tarafından ayarlanmıştır. Clarice, ilk başta Floransa’da popüler bir kadın değildir; çünkü onun sıkı sıkıya bağlı olduğu dini kişiliği dönemin hümanist idealleriyle taban tabana zıttır. İkili arasındaki bu evlilikten doğan 9 çocuktan 3’ü daha bebekken ölmüştür; şu anda hayatta olan çocuklarının hiçbiri ise erkek değildir. İşte dizimiz, bu olayların akabininde başlıyor.

Evliliklerindeki tüm bu olaylara rağmen, Clarice kısa sürede kendisinin politik bir piyondan çok daha fazlası olduğunu herkese kanıtlamıştır. Zeki, sabırlı ve kendisini kocasına adamış bu kadın, eşi Lorenzo için de çok kıymetli bir danışmandır.


6. Zoraaster (Türkçe, zerdüşt anlamında) ( Gregg Chillin )


Zoroaster sevimli, komik ve yakışıklı olmasının yanında; ayrıca bir hırsız ve dolandırıcı, el altından ticaret yapan bir adamdır. Karakterimiz, Da Vinci’ye Floransa Şehri’nin yeraltı dünyasından haberler veriyor ve başka alanlarda da yardımcı oluyor. Diğerlerinin aksine, karakterimizin kendi sosyal statüsünü artırmak gibi bir gailesi de yok.

Zoroaster, bazen şikayet etse de Da Vinci’ye maceralarında gönüllü olarak yardım ediyor; ama bazen bu yardımların karşılığında bir bedel de istiyor. Leonardo, onu gerçek bir arkadaşıolarak görüyor. Karakterimiz, Leonardo’nun çırağı Nico‘ya da bildiklerini öğretmeye çalışmaktadır; ama Zoroaster’in Nico için olan dersleri, Nico’nun sadece temel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik: Para kazanmak ya da kız tavlamak gibi.

Bildiğiniz gibi, Rönesans‘ın Avrupa’da iki önemli işlevi oldu: Birincisi, bilim ve sanatta gelişmeler, ikincisi, bu gelişmelerin getirdiği refah. Rönesans döneminde yaşayan bir adam olsa da Zoroaster’in bilim ve sanatı tanıtma, yükseltme gibi bir amacı yok; o daha çok Rönesans’ın ikinci getirisi ile ilgileniyor: Şarabın, kadınların ve eğlencenin tadını çıkarmak gibi…


7. Vanessa ( Hera Hilmar )


Zoroaster sevimli, komik ve yakışıklı olmasının yanında; ayrıca bir hırsız ve dolandırıcı, el altından ticaret yapan bir adamdır. Karakterimiz, Da Vinci’ye Floransa Şehri’nin yeraltı dünyasından haberler veriyor ve başka alanlarda da yardımcı oluyor. Diğerlerinin aksine, karakterimizin kendi sosyal statüsünü artırmak gibi bir gailesi de yok.

Zoroaster, bazen şikayet etse de Da Vinci’ye maceralarında gönüllü olarak yardım ediyor; ama bazen bu yardımların karşılığında bir bedel de istiyor. Leonardo, onu gerçek bir arkadaşıolarak görüyor. Karakterimiz, Leonardo’nun çırağı Nico‘ya da bildiklerini öğretmeye çalışmaktadır; ama Zoroaster’in Nico için olan dersleri, Nico’nun sadece temel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik: Para kazanmak ya da kız tavlamak gibi.

Bildiğiniz gibi, Rönesans‘ın Avrupa’da iki önemli işlevi oldu: Birincisi, bilim ve sanatta gelişmeler, ikincisi, bu gelişmelerin getirdiği refah. Rönesans döneminde yaşayan bir adam olsa da Zoroaster’in bilim ve sanatı tanıtma, yükseltme gibi bir amacı yok; o daha çok Rönesans’ın ikinci getirisi ile ilgileniyor: Şarabın, kadınların ve eğlencenin tadını çıkarmak gibi…


7. Vanessa ( Hera Hilmar )


Nico’ya ilk baktığımızda; onun dertsiz, tasasız bir genç olduğunu ve kendisini bir çırak olarak ustası Leonardo da Vinci‘ye adamış olduğunu görüyoruz. Bu buz dağının görünen yüzü…

Nico Da Vinci ile olmadığında ise, genellikle Da Vinci ve Nico’nun ortak arkadaşı Zoroaster ile vakit geçiriyor. Zoroaster, hiç şüphesiz Nico’ya, Da Vinci ile kıyaslandığında faydasız şeyler öğretiyor; ama Nico onunla vakit geçirmeyi seviyor. Nico ve Zoroaster, Da Vinci’nin liderliğini takip etmenin onların başını belaya soktuğu konusunda genellikle hem fikir olsalar da, onu yarı yolda bırakmıyorlar. Tüm bu süreler boyunca, aslında Nico’nun istediği tek bir şey var: Çok beğendiği Vanessa ile vakit geçirmek…


9. Papa 4. Sixtus ( James Faulkner )


Gerçek ad ve ünvanı Kardinal Francesco Della Rovere olan Papa Sixtus, kendisinin kolaylıkla kontrol edilebilen ruhani bir mistik karakter olduğuna inanan meslektaşları tarafından Papa olarak seçildi. Arkadaşları onun mistik bir karakter olduğu konusunda haklıydılar; ama onun kolay kontrol edilebileceği yönündeki inançları tamamen haksızdı. Çünkü Papa Sixtus, kendisinin Tanrı olduğuna inanıyor ve Tanrı’nın adını kullanarak da Tanrı kadar güçlü olmaya çalışıyor ve bunu büyük ölçüde de başarıyor.

Sixtus yeğeni Riario‘nun aksine, uzun süreli stratejik planlar yaparak kendi gücünü artırmaya ve konumunu daha da iyileştirmeye çabalıyor. Her ruhun, özellikle de sanat ve bilimin öncüsü bir şehir olan Floransa’daki ruhların düştüğüne, ahlaksızlaştığına inanıyor. Bunun da insanları dinden uzaklaştırdığına ve hem kendisinin hem de kilisenin gücüne zarar vereceğine inanıyor. Bu yüzden Floransa’nın en büyük düşmanlarından biridir.


10. Giuliano Medici ( Tom Bateman )


Giuliana Medici, ağabeyi Lorenzo‘nun zekası ve gücünün gölgesinde kalmış küçük kardeşi. Lorenzo Medici, ailesinin beyin gücü (yasama organı) ise, Giuliano da Medici Ailesi’nin kas gücü(yürütme organı)dür. Yani Lorenzo’nun emir ve isteklerini Floransa halkına ulaştıran, onların uygulanmasını sağlayan adam. Lorenzo’ya göre fazla zeki sayılmayan, politik oyunlar ya da stratejilerden pek de anlamayan Giuliano, dizideki en iyi niyetli karakterlerden birisi. Çoğu zaman ağabeyine sözünü geçiremese ve onun sözünden çıkmasa da; en ufak bir haksızlıkta onun karşısında durabilecek kadar da cesur bir karakter.



11. Al-Rahim “The Turk” ( Alexander Siddig )


Al-Rahim ya da diğer adıyla gizemli Türk, Da Vinci’nin en büyük araştırması olan “Yaprak Kitabı’nı” bulmasında ona yardımcı olacak olan gizemli ve ruhani bir karakterdir. Türk aynı zamanda Da Vinci daha bebekken kaybolan ve bebekken dahi pek çok şeyi hatırlamasına rağmen, annesinin nasıl kaybolduğunu hatırlamayan Da Vinci’nin bunu hatırlamasına yardımcı olacak olan kişidir. Da Vinci’nin zekası ve dehasının farkında olan Türk, onun Yaprak Kitabı’nı bulmasının kaderinde olduğuna inanarak bu zor görevi Da Vinci’ye verir. Bu görevi boyunca Da Vinci’ye rehberlik ve yardım edecek olan kişi de tabii ki Türk’tür.



Kaynak: www.22dakika.org


3 Temmuz 2016 Pazar

LEONARDO DA VINCI GİBİ DÜŞÜNMEK


KİTABIN ADI: Leonardo da VINCI Gibi Düşünmek 


KİTABIN YAZARI: Mıchael J.GELB

KİTABI ÇEVİREN : Tuncer BÜYÜKONAT

YAYINEVİ VE ADRESİ : Beyaz Yayınları Nuruosmaniye Cad. Kardeşler Han No: 3 Kat : 2 Cağaloğlu / İSTANBUL

BASIM TARİHİ : Temmuz 1999

KİTABIN YAYIM MAKSADI : Çağımız insanlarının Rönesans erkekleri ve kadınları olabilmeleri için, yani kişisel ve profesyonel olarak nasıl daha yaratıcı ve dengeli olabilecekleri hakkında geliştirilmiş DA VINCI egzersizlerini anlatmak maksadı ile yayınlanmış- tır.


KİTABIN ÖZETİ :

BİRİNCİ BÖLÜM :


Bu bölümün girişinden sonuna kadar; kişinin aslında sandığından daha iyi bir beyine sahip olduğu, kendi yeteneklerini küçümsediği anlatılıyor. Burada insanın teorik olarak sınırsız bir öğrenme ve yaratıcılık yeteneğine sahip olduğu, düşünüldüğü gibi yaşandıkça bu yeteneklerin körelmediği, aksine yaşandıkça öğrenme ve yaratıcılık yeteneklerinin daha kolay ve esnek bir şekilde geliştirilebildiği anlatılmaktadır. Bu yeteneklerin geliştirilebilmesi için hayatı boyunca bir çok alanda çalışmalar yapan, Rönesans döneminin kurucularından olan, çağının ve tüm çağların yetiştirdiği en iyi ressam, heykeltıraş, mimar, mucit, mühendis, bilim adamı kısaca gelmiş geçmiş en büyük deha olan Leonardo da Vinci'nin örnek alınması gerektiği savunulan hayatı detaylı olarak anlatılıp, yaptığı çalışmalar incelenmektedir.

Kısaca bu bölümde hayatı ve yaptıkları ile bir deha olarak kabul edilen Leonardo da Vinci'nin insanın öğrenme ve yaratıcılık yeteneklerini geliştirmesinde örnek alınabilecek bir şahsiyet olduğu anlatılmaktadır.

İKİNCİ BÖLÜM :

Bu bölümde Da Vinci'nin yaptığı çalışmalar esnasında tuttuğu notlar üzerinde yapılan incelemeler sonucunda oluşturulmuş yedi Da Vinci prensibi açıklanmaktadır. Kitabın ana teması bu bölümde anlatılmıştır.

Bu prensipler aslında çoğu insanın hayatında zaman zaman uyguladığı, fakat her zaman bir arada uygulamadığı, prensip haline getirmediği hususlardır. Bunların her zaman hatırlanarak geliştirilip uygulanması ile, insanın hayatının daha düzenli, daha kolay ve daha yaratıcı hale getirilmesinin kaçınılmaz olduğu açıklanmıştır. Bu prensipler özetle şöyledir.

1. CURIOSITA : Yaşama doymak bilmeyen bir merak ve devamlı öğrenme için acımasız bir arayış anlamına gelir. Prensibi açıklayıcı olarak " Büyük beyinler büyük sorular sorarlar" cümlesini kullanabiliriz. Da Vinci ruhunun dinamosu devamlı olarak öğrenme arayışında olmaktır. Bunun için hiçbir konu, hiçbir dal ayrımı yapmaksızın, çevremizdekilerin düşünecek ve söyleyeceklerinden çekinmeden, merakımızı kaybetmeden sormak, araştırmak, öğrenmek gereklidir. Leonardo bu konuda " Tıpkı demirin kullanılmama nedeniyle pas tutması ve durgun suyun kokuşması veya soğuğun buza dönüşmesi gibi, kullanılmadığı sürece zekamız ziyan olur." demiştir.



2. DIMASTRAZIONE : Bilgiyi deneme yolu ile test etme, sebatkarlık ve hatalardan ders alma arzusu anlamına gelir. Öğrenmek tek başına yeterli değildir. Öğrenilen her şey mutlaka denenerek test edilmeli, doğruluğuna ondan sonra karar verilmelidir. Bunun için bizden önce ortaya atılmış her türlü teoriye, bize sunulmuş her türlü bilgiye ilk başta şüpheli yaklaşmalı, onu elimizdeki ve elde edebileceğimiz imkanlarla yeniden test etmeli, daha önce yapılmış hataların farkına vardığımızda üstüne giderek doğru bildiğimizi ispata çalışmalıyız.

Tüm zamanların en büyük dahisi kabul edilen Leonardo bile büyük hatalar ve şaşırtıcı gaflar yapmıştır. Kendiside bu konuda "Bana öyle geliyor ki bütün kesin kanaatlerin anası olan deneye dayanmayan, kökeni veya vasıtaları birinci elden, denenmemiş veya beş duyudan biriyle sınanmamış bilimler yararsız ve hatalarla doludurlar" demiştir. Bunun için hatalardan, önümüze çıkan güçlüklerden ders alarak, öğrendiğimiz her yeni bilginin doğruluğunu mutlaka test edip ondan sonra hafızalarımıza kazımamız gerekir.

3. SENSAZIONE : Duyguların özellikle hayati deneyimlerin bir aracı olan görüşün devamlı olarak rafine edilmesi anlamına gelir. Bir önceki bilginin test edilmesinin esas olduğu açıklanmıştı. İşte bu testlerin yapılması insanın görme, duyma, tat alma, dokunma ve hissetme duyuları ile yapılır. Bu testlerin başarılı olması için bu duyguları geliştirmek esas olmalıdır. İnsanın doğduğu gibi duyularını sabit tutması başarıyı tökezler. Bu amaçla duyularımıza hitap eden her türlü dış etkeni algılama, anlama ve öğrenme çalışmaları, pratikleri yapmalıyız. Müzik dinlemeli, resim çizmeli, müzeler gezmeli, kitap okumalıyız. Değişik yiyecek ve içecekler tatmalı, çevremizdeki her şeye dokunmalı, canlı, cansız varlıkları hissetmeli, onları tüm beden ve duyularımızla algılamaya çalışmalıyız.

4. SFUMATO : Belirsizliği, paradoksu ve kararsızlığı kucaklama arzusu anlamına gelir. Güçleri uyandırıp deneyimleri artırırken ve duyular geliştirilip kesinleştirilirken mutlaka bilinmeyenlerle karşılaşılacaktır. İşte insanın zihnini bu belirsizliklere karşı açık bulundurması yaratıcı potansiyelini serbest bırakmasının tek ve en güçlü gizidir. Gelişen dünyada başarılı olmak için belirsizlikler altında çalışmaya alışmalıyız. Paradoksla karşılaştığımızda sükunetimizi koruyarak etkili ve sağlıklı bir zihne sahip olabiliriz. Kısaca koşulların her gün değiştiği dünyamızda her an bir şeylere şaşırmaya, fazla heyecan göstermemeye ortaya belirginlerden çok belirsizlikler çıkacağına kendimizi hazırlamalı ve alıştırmalıyız.

5. ARTE/SCIENZA : Bilim ve sanat, mantık ve hayal arasındaki dengenin geliştirilmesi, "Bütün Beyin" ile düşünme anlamına gelir. Prensibin özü kişinin beyninin tümünü kullanmasıdır. Hiçbir insan tek bir yeteneği veya birkaç yeteneği olan biri değildir. Her insan doğuştan her türlü yeteneğe sahiptir. Yaşadığı ortam, koşullar, çevresindeki insanlar, kişinin beyninde ilgili bölümlerin gelişmesine neden olur. Fakat asıl olan insanın kendisinin beyninin tümü ile düşünerek tüm yeteneklerini geliştirmesidir. Bunun için günlük yaşamda yaptığımız her şeyi çok yönlü düşünmeliyiz. Onunla ilgili her türlü ince ayrıntıya girmeliyiz. Elimizdeki işi hem bilim hem de sanatsal olarak değerlendirip, bilim ve sanat kurallarına uygun ve aynı zamanda mantık kurallarına uygun ve hayal gücümüzü zorlayıcı şekilde ortaya koymalıyız. Mesela bir at resmi çizeceğimiz zaman hayal gücümüzü çalıştırmalı, mantığımıza uygun çizmeliyiz. Çizerken sanatsal açıdan bakmalı ama bilimsel olarak at anatomisine uygun çizmeliyiz.

6. CORPORALITA : Zerafetin her iki elide aynı şekilde kullanabilmenin fitressin ve dengenin sağlanması anlamına gelir. Kişinin başarılı olması için öncelikle kendisiyle barışık olması gerekir. Bunu sağlayacak bir etkende insanın sağlıklı, zarif ve dengeli bir vücuda sahip olmasıdır. Bunun için kişinin sahip olduğu fiziki yapısını geliştirmesi gerekir. Bunu sağlamak amacıyla kişi; stresten uzak durmalı, zihnini şen tutmalı, dengeli bir beslenme yapmalı, uykusunu düzenli olarak almalı, zerafetine dikkat etmeli ve sağlığını korumalıdır. Kısaca tüm organlarının düzenli ve dengeli çalışmasına dikkat etmeli, organlarının kullanım kapasitelerini devamlı ve metotlu olarak geliştirmektir.

7. CONNESIONE : Bütün olanların ve her şeyin ilişkisini anlamak ve değerlendirmek, sistemli düşünme anlamına gelir. Bu prensip daha önce sayılan altı prensibin sebep ve sonuçlarını ilişkilendirmeyi, bir arada değerlendirmeyi anlatır. Kısaca yaşadığımız her şeyi bir biriyle olan ilişkisini anlama çalışmalı, her şeyi bir arada değerlendirmeliyiz. Bu bölümde anlatılan yedi Da Vinci prensibini hayata uygularken şu sorular sorulmalıdır;

- Doğru soruları soruyormuyum?

- Hatalarımdan ve tecrübelerimden ders alma yeteneğimi nasıl geliştirebilirim, düşünme bağımsızlığımı nasıl geliştirebilirim?

- Yaşım ilerlerken duyularımı keskinleştirmek için planım nedir?

- Yaşamın paradokslarını göğüslemek için yaratıcı gerilimi muhafaza yeteneğimi nasıl geliştirebilirim?

- İşte ve evde bütün beynimle düşünebiliyor muyum?

- Vücut ve zihnin dengesini nasıl geliştirebilirim?

- Yukarıdaki bütün unsurlar nasıl birbirine uyar? Her şey her şeye nasıl bağlanır?

Dünyanın uzmanlaşma ve dallarına ayrılma yolunda hızla ilerlediği bir dönemde, yaratıcının verdiği yaratıcılık özelliklerimizi geliştirerek, yaşamımızı kolaylaştırmaya olan ihtiyacımızı bize sağlayacak Da Vinci ruhunu kullanmak hiçte zor olamayan bir yöntemdir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM :

İkinci bölümde yaratıcılığın geliştirilmesi için uygulanacak yedi prensip anlatılmıştı. Bu son bölümde de örnek olarak kabul edilen, büyük dahinin yine kendi düşüncelerinden ve çalışmalarından yola çıkarak hazırlanmış çizim yapabilmeyi öğretici bir dizi metotlardan bahsedilmektedir. Leonardo, çizimin nasıl görmek gerektiğini öğrenmenin temeli olduğunu vurgular. Ona göre çizmek görüntülemenin ötesinde bir şey olup, yaratmayı ve yaratıcılığı anlamanın anahtarıdır. Buna göre Da Vinci problemlerini daha iyi anlamak, uygulamada zorlukları aşabilmek için çizmeyi öğrenmek, görme ve yaratma yeteneğini bileyecek en iyi yöntemdir.


11 Ekim 2015 Pazar

ÜSTADIN "SON AKŞAM YEMEĞİ"

On üç adam bir masanın başında oturuyorlar. Yemek yemeyi aniden bırakmışlar, yüzlerinde şaşkınlık ve üzüntü var, havadaki gerilim yoğun bir şekilde hissediliyor. Heyecan içindeki havariler arasında sadece İsa sükunetini koruyor. Tüm soruların ve cevapların kaynağı O'dur. O an İncil'de şöyle anlatılıyor: "Hep bir arada yemek yerlerken 'Doğrusu size derim ki, içinizden biri beni ele verecek' dedi. Derin bir üzüntüyle her biri O'na sormaya başladı: 'Yoksa ben miyim, ya Rab?' "Leonardo, İsa'nın ele verileceğini söylediği anı resmetmişti. Bu, havarilerin İsa'nın tutuklanıp çarmıha gerilmesinden önce, beraber yedikleri son yemekti. Aynı zamanda İsa'nın Evharistiya'yı açıkladığı akşamdı; Bundan sonra şarap İsa'nın kanını, ekmek de bedenini temsil edecekti. Evharistiya da resimde işlenmiştir: İsa'nın bir eli ekmeği diğer elide bir kadeh şarabı gösterir. Son akşam yemeği hala ilk resmedildiği yerde duruyor; Milano'daki Santa Maria manastırının yemek salonunun duvarında. Pek çok manastırda olduğu gibi Milano'daki bu manastırda da keşişler yemek yerken efendilerinin son yemeğini hatırlamak istemişlerdir. Resmin banisi, aile kabristanının da bu manastırda olmasını isteyen prens Ludovico il Moro'dur. Resmin üstündeki armalar il Moro'ya işaret eder. Son akşam yemeği, salonun dar kenarını tümüyle kaplar. Neredeyse 9 metreyi bulan genişliğiyle Leonardo'nun yaptığı en büyük resimdir. Leonardo'nun son akşam yemeği, bu temanın klasiği haline gelmiş, hiç kimsenin aşamayacağı bir resim olmuştur. Sahnedeki gerilim ve anlam başka hiç bir eserle karşılaştırılamayacak şekilde yoğundur. Domenico Ghirlandaio'nun Son Yemek freskiyle karşılaştırıldığında Leonardo'nun resmindeki ifadenin gücü daha iyi anlaşılır. Havariler artık statik bir şekilde dizilmek yerine sahnedeki gerilimi artıracak şekilde üçlü gruplar halinde ve yaptıkları jest ve mimiklerle bir bütünlük içinde betimlenmiştir. Resmin merkezinde duran İsa, arkadaki manzaralı pencere süzülen ışık suretiyle kendisine kutsallık atfedilmiş şekilde ön plana çıkarılmıştır. İsa, aynı zamanda perspektifin de merkezindedir, tüm kaçış çizgileri ona yönlenir. Yahuda ilk kez bu resimde diğer havarilerin arasında - İsa'nın solunda - çizilmiştir, sadece korkmuş şekilde kendini geriye çekmiş olmasıyla daha belirgin betimlenmiştir. Son Akşam Yemeği, daha Leonardo yaşarken çok sevilen ve taklit edilen bir resim olmuştur. Sonraki dönemlerde de ressamlar Leonardo'nun tablosundan esinlendiler; Rembrandt'tan Anton van Dyck'e, Salvador Dali'den Andy Warhol'a kadar.       

Son Akşam Yemeği 1495-1497
Duvar üzerine yağlıboya ve tempera
422 x 904 cm
Santa Maria delle Grazie, Milano


"İsa Efendimizin sağ tarafında... intikam yemini edilirken, sol tarafta capcanlı bir dehşet ve irkilti kendini belli ediyor. Yaşlı Yakup, korkudan öne eğilmiş ve ellerini öne açmış haldeyken, bizleri öne eğilen bakışlaıyla sanki o korkunç olayı gözleriyle gördüğüne inandırıyor."

Johann Wolfgang von Goethe



Kaynak: minisanat dizisi - Elke Linda Buchholz

25 Temmuz 2015 Cumartesi

Leonardo'nun "Erminli Kadın"ı

Lady with an Ermine 

Leonardo Da Vinci'nin 1483-1490 yılları arasında (Milano'daki ilk yılları) yaptığı düşünülen, ustanın 3 kadın portresinden biri, Monalisa'nın gölgesinde kalmış ikinci kadındır.

Da Vinci'nin hemen tüm tablolarından olduğu gibi bu tablosu üzerine de yüzlerce varsayım mevcut, sanat tarihçileri hem bilgilerini, hem de hayal güçlerini kullanıp, Leonardo'nun "lady"si üzerine de bir çok teori üretmiş. Bu teorilerden en çok kabul göreni Dama Con I'ermellino'nun (Erminli Kadın) Milano Dükü Ludovico Sforza'nın 17'lik metresi Cecilia Gallerani olduğu. Kimi cılız teoriler ise tablodakinin Sforza'nın karısı Beatrice D'este olduğunu savunmakta. Kadının dönemin modasına göre traşlanmış kaşları, saçını toplama stili, kaliteli kumaştan elbiseleri ve takıları onun varlık içinde yaşadığını vurgulamakta. Aynı zamanda yüzünün ifadesi (dudaklar kasılarak verilmiş belli belirsiz tebessüm) ve bakışları çokta mutlu olmadığını göstermektedir. (Bu mutsuzluğun sebebi, tablonun yapıldığı senelerde Dükün doğan erkek çocuklarına rağmen Cecilia terk ederek Beatrice ile evlenmesi olabilir.) 

"Erminli Kadın" hakkındaki bir diğer önemli spekülasyon ise, Da Vinci'nin tabloyu kendisinin bitirmediği, onun yerine Ambrogio Da Predis ya da Boltraffio'nun ve hatta kimi başka bilinmeyen ressamların tabloyu tamamladığı üzerinedir. Bu spekülasyonun en önemli sebeplerinden birisi de tablo üzerinde yapılan x ışınları deneylerinde ortaya çıkan ve farklı zamanlarda boyandığı anlaşılan boya katmanlarıdır. Ressam, tablo üzerinde oldukça fazla değişiklik yapmış ve kalın bir boya tabakası ile bu değişiklikleri gerçekleştirmiştir. Örneğin; tablonun background'unda kadının hemen arkasında önceden bir kapı-pencere resmedilmiş, ışık buna göre ayarlanmış, daha sonra ise bu koyu bir zemine dönüştürülmüştür. Aynı şekilde kadının çenesinin altında birleşen saç bandı, tablonun geri kalanı ile bütünlük göstermesi için saçının ve elbisenin ermin ile birleşen bölgesindeki rengi, tablonun son halinde net bir şekilde görünmeyen kadının sol eli ile, sağ el parmakları da sonradan değişikliğe uğramış noktalardır. 

Tablonun en önemli özelliklerinden biri de kadının "Serpentine" duruş olarak isimlendirilen duruşudur. Bu pozisyonda, model ne tabloyu izleyene ne de ressama direkt olarak dönmüştür. Onun yerine sanki biri modele seslenmiş, o da sesin geldiği yöne baktığı an resmedilmiştir. Erminin duruşu ile kadının pozisyonuda uyum halindedir. Ermin, onu okşayan kadına karşı sevecen, ancak kalkmış pençesiylede baktıkları yönde bulunduğu varsayılan ikinci kişiye karşı tehditkardır.

Da vinci'nin neden ermin gibi çokta sevimli olmayan bir hayvanı seçtiği, üstelik bunu normal boyutlarının üzerinde resmettiği ise yine uzamanlar tarafından sıklıkla cevabı aranan sorulardandır. Tabloda özellikle erminin vurgulanması şu gerekçelere dayanıyor olabilir. 

* Rönesans'ta (ve çok daha öncesine dayanan tarihlerde bile) ermin saflığı, temizliği ve namusu simgeliyordu. Çünkü inanca göre, eğer erminin beyaz kış kürkü toprağa değerek kirlenirse, ermin daha fazla yaşayamaz, ölürdü. Ancak Da Vinci bakire olmayan, hatta metreslik gibi erdemsizlik sayılan bir konumda bulunan kadını neden saflık ve temizlikle bağdaştırdığı ise net olarak açıklanamıyor. Bazılarına göre, kucağında temizliğin simgesi erminle Cecilia'nın metresliği meşrulaştırılmak isteniyor olabilir. 

*Ermin, direkt olarak Milano Dükü Ludovico Sforza'yı simgeliyor. Çünkü, Dükün aile arması beyaz bir ermindir. Erminin normal boyutlarından çok daha büyük resmedilmesinin sebebide Dükü yüceltmek olabilir. 

*Da Vinci erminin antik yunancada karşılığı olan "Galee" kelimesi ile Cecilia'nın soyadı "Gallerani" arasında bir bağ kurmuştur. 

"Dama Con L'ermellino" tahta panel üzerine yağlıboya, 54x39 cm boyutlarında ve halihazırda Polonya Museum Czartoryskich kolleksiyonunda bulunuyor. Bu kadın İtalyalardan nasıl Polonyalara kadar gelmiş diyenler içinde ayrıca erminli Cecilia'nın 500 küsür yıllık yolculuğunu anlatmaktan zevk duyarım. Tablonun yapılış tarihi kabul edilen 1490'lardan 1800'lerin başına kadar tam olarak nerede saklandığı bilinmiyor. Büyük ihtimalle önce Dükün şatosunda, daha sonra ise Beatrice D'estee'nin gözünden uzak bir yerlerde ömrünü geçirdi, ta ki bir başka asil erkek, Polonya prensi Adam Jerzy Czartoryski ona aşık oluncaya kadar. İtalya'ya yaptığı bir gezi sırasında Cecilia ile karşılaşan onu ülkesine getirmek için hem büyük paralar, hem de bürokratik emekler harcayan prens, rivayete göre Cecilia'sına kavuşur kavuşmaz onu odasının en güzel yerine asmış ve geceleri sabaha kadar onu izlemiş.Prens Czartoryski'nin bu tabloyu çok uzun zamanlar saklaması ve sergilenmesine izin vermemesi ise bilinen bir gerçektir. Bu tabu ancak tablonun 1809'da kraliçenin doğum günü şerefine Krakow sarayında sergilenmesi ile yıkılır.

1830 yılında Rusların Polonya'yı işgali ile birlikte, prens kıymetli Cecilia'sını alır ve Paris'e kaçırır. 46 senelik Paris macerasından sonra, Erminli Kadın Polonya'ya geri döner. 1914-1920 yılları arasında bukez 1. Dünya Savaşı'ndan kaçırılan Cecilia, Almanya'ya Dresden'e emin ellere gönderilir. 1920'de tekrar ait olduğu sarayına Varşova'ya döner. 1939, Erminli Kadın için yeni bir flörtün başlangıcı demektir. 2. Dünya Savaşı'nda Nazilerin Polonya'yı işgali sırasında Hitler Erminli Kadın'a ilk görüşte aşık olur ve hemen Almanya'ya götürülmesi için emir verir. Cecilia'yı bir süre kendi evinde konuk ettikten sonra, meşhur Kaiser Friedrich Museum'a teslim eder. 1940 yılında Nazi generali Hans Frank, Erminli Kadın'ı güvenlik amacıyla karargahına taşıtır. 1945'te savaşın sona ermesiyle bir Amerikan subayı tarafından Erminli Kadın Hans Frank'ın evinde, şarap mahzeninde saklanmış olarak bulunurve Polonya'ya geri gönderilir.

6 Aralık 2014 Cumartesi

Anamorfoz ya da Anamorphic (anamorfik) Nedir?

Görme duyusuyla algılanamayan, belirli bir biçime sahip değilmiş gibi görünen çizim, fotoğraf veya nesnelerin özel bir bakış açısından algılanabilir olması anlamına gelir. Anamorphic tasarım, ancak belirli bir bakış açısından algılanabilir ve simgesel düzende bir yere oturtulabilir.

Yunancadan gelen anamorphic kelimesi “yeniden form” vermek anlamına gelir.

Anamorphic kelimesi sanatçılar tarafından dilimizde ‘anamorfoz’ olarak geçmiş olsa da Türk Dil Kurumu daha bu kelimeyi Türkçemiz içine eklememiştir. Anamorfoz görsel sanatlarda, bir resmin belirli bir noktadan bakıldığında normal, başka bir noktadan bakıldığında ise çarpık ve bozuk halde görülen bir perspektif tekniğidir.

Baktığınızda anlamsız gözüken anamorfoz tekniği ile yapılmış tasarımı incelerken doğru bakış açısını bulduğunuzda resmin içinde saklı detayı yakalayabiliyorsunuz. Bazı anamorfoz tasarımlarda resim eğik yüzeyli bir aynaya tutulursa, çarpıklık ortadan kalkar ve normal görüntü elde edilir.
Anamorfoz un çok kısa tarihi

Erken Rönesans döneminde, Avrupalı sanatçılar, perspektife hâkim olmaya başlar ve anamorfoz sanatının en basit türü tarafından büyülenirler.

16ıncı, 17inci ve 18inci yüzyılların anamorfozun altın çağıydı. Tehlikeli siyasal ifadeler, kâfirlerle ilgili fikirler ve hatta erotik şekilleri gizlemenin ideal bir yolunu sağladı.
Anamorfoz silindiri

Bir çeşit yanılsama yöntemidir. Resmin merkezine silindir bir ayna yerleştirip bakıldığında, ayna üzerinde çıkan değişik resme anamorfoz silindiri denir. Yansıtıcı koninin ve yansıtıcı silindirin kullanıldığı anamorfoz ilk olarak 17inci yüzyılda yaratıldı. Bu teknik 17inci ve 18inci yüzyıllar esnasında doğu’da da popüler oldu.

Leonardo da Vinci

Anamorphic perspektifiyle ilk olarak deney yapan Leonardo da Vinci’dir. Onun 1485’te yaptığı bir göz, anamorphic çizimi ile perspektifin bu geometrisine en erken katkıda bulunanların biriydi.



Hans Holbein

İlk anamorfoz resimler Leonardo Da Vinci tarafindan yapilmis, ama klasikler arasinda en ünlüsü 1533 tarihli Holbein’in 1533) tablosudur. Holbein’ın. bu tabloda iki sefirin önünde, yerde duran ve anlamsız bir döşeme deseniymiş gibi görünen şey, tabloya yandan ve hafifçe başınızı yana eğerek (“yamuk”) baktığınızda, bir kafatası olarak algılanır.”







Bugünlerde anamorfoz sanatı, Stván Orosz, Kelly M. Houle, Julian Beever ve Felice Varini ile yeniden yükselmiş oldu.



Julian Beever

İngiliz kaldırım ressamıdır. İngiltere, Fransa, Almanya, ABD, Avustralya ve Belçika’da kaldırımlar üzerinde yaptığı çalışmalarıyla ünlüdür. Çizimlerine şaşırtıcı bir üç boyutlu göz yanılması katmaktadır. resimlerine belirli bir açıdan bakıldığında üç boyutlu görünüm sergiliyor ve ortaya çok güzel bir görüntü çıkıyor… anamorphose tipi resim yapmakla ünlü bir sanatkardır. Kaldırımlar üzerinde çalışmaktadır. Resimlerine sadece belli bir açıdan bakıldığında 3 boyutlu olarak gözükür. Yanlış açıdan bakıldığında ise hiç bir manası olmayan saçma sapan resimler ortaya çıkar. Beever yaptığı resimlerle bir anamorfoz oluşturuyor yani çizimlere doğru açıdan bakıldığı zaman karşınıza realistik bir 3D görünümü çıkıyor.






Kurt Wenner

Bu ressamin sokak resimleri Julian Beever’a gore daha sanatsal. Eserleri daha goze hitab eden cinsten.




Istvan Orovitz

Yaptığı resmin merkezine dış tarafı ayna olan bir silindir yerleştirilip bakıldığında, ayna üzerinde bambaşka bir resim çıkıyor.






Burada, Orovitz, üç ayrı açıdan görülebilen merdivenin gerçek üç boyutlu bir takımını kullandı. İlk iki açısı, tamamen çarpıtılan olan merdiveni çıkıyor olan bir figürü gösterir.












Kaynak: http://www.hayatagaci.biz.tr




26 Ağustos 2014 Salı

Ressamların İmzaları

Kimi insanların soyismini, kimilerinin baş harfini kullandığı imzanın, kişiyi temsil ettiği gibi karakter analizinde de kullanıldığı söylenir. Sanatçıların eserleri kadar imzaları da önemlidir. Zamanla değişmeler görülsede, bakalım ünlü ressamların imzaları nasılmış..:)


Leonardo di ser Piero da Vinci



Pablo Diego Jose Francisco de Paula Juan Nepomuceno Crispin Crispiano de la Santisima Trinidad Picasso




Francisco José de Goya Lucientes




Salvador Domingo Felipe Jacinto Dalí Domènech




Raffaello Sanzio




Michelangeli di Lodovico Buonarroti Simoni





Albrecht Dürer 
(Dürer'in imzasının ilk logo varsayıldığı söylenir.)



Rembrandt Harmenszoon van Rijn





Vincent Willem van Gogh


















25 Ağustos 2014 Pazartesi

Üstad 'Leonardo Da Vinci'


Leonardo Da Vinci Hayatı

İtalyan Rönesansının ve hümanizmin en büyük güçlerinden biri olan Leonardo Da Vinci, 1452 yılında ailesinin adını aldığı Vinci kasabasında doğdu. Babası avukat Ser Piero Antonio da Vinci, Leonardo'nun annesi soylu bir aileden gelmediği için onunla evlenemedi ve Leonardo evlilik dışı doğdu. Annesi Catarina sonradan başka bir erkekle evlendiği için Leonardo babasının evinde yetiştirildi.

Leonardo, ilk öğrenim yıllarında aritmetik ve geometride öğretmenlerini sorduğu sorularla şaşırtacak kadar çabuk ilerledi. Keskin zekası ve yetenekleri çok küçük yaşlarda bile dikkat çekiyordu. Müzikle de ilgileniyor ve oldukça iyi bir şekilde lut çalıyordu. Fakat çocukluk yıllarında en gözde uğraşı resimdi. Babası bu yeteneği farkedince, onu Flosansa'nın en önemli atölyelerinden birinin başında olan ve aslen bir kuyumcu ustası olan Andrea del Verroccio'nun eğitimine verdi. Burada Botticelli, Perugino, Lorenzo di Credi, Francesco di Simone, Botticini ve Biagio d'Antonio ile birlikte son derece kapsamlı bir sanat eğitimi aldı. Leonardo,1469 ile 1476 yılları arasında devam ettiği alışılmışın dışında bir eğitim veren 'politeknik labarutuvarından' çizim , mimari ve heykelin yanı sıra optik, botanik ve müzik alanlarında da temel bilgiler edindi. (Leonardo'nun ünlü Arno Manzarası, Müneccim Kralların Tapınması ve Aziz Hieronymus eskizi ile birkaç resim bu döneme aittir.) Veroccio'nun ''İsa'nın Vaftiz Edilmesi'' tablosundaki meleklerden birinini Leonardo'ya ait olduğu düşünülmektedir.

1472 yılının Haziran ayında adı Floransa'lı ressamlar loncasının defterine bağımsız bir ressam olarak Lyonardo di Ser Piero da Vincidiye geçti. 1482 yılına kadar ünlü ve zengin bir koruyucusu olmadan bağımsız olarak çalıştı. Sadece kendi seçtiği resim ve heykel konularını çalıştı ayrıca örneklerini doğadan alan ilk ressam oldu. Eski resim anlayışının biçim ve renk çalışmalarından oldukça ileri giderek ışık ve gölge etkilerinin ilk farkına varan ressam da o oldu. Rengin perspektifle değişkenliğini irdeledi. Fakat ışığın özelliklerini sadece görmekle yetinmedi, bilgiye karşı doymaz merakıyla gözün fiziksel yapısını inceledi, optik ve dalga hareketleri üzerine çalıştı. Bununla da yetinmeyen Leonardo, hayvan ve insan bedeninin yapısını inceledi ve adele hareketlerinin kurallarını araştırdı. İlk defa fizyoloji ve botanik'i inceleyerek bu bilimlere de öncülük yaptığını da eklersek onun ne kadar çok yönlü bir zeka olduğu anlaşılabilir.

1482 yılında Leonardo, Milano'ya gitti. O sıralar Milano'yu Ludovico Sforza yönetiyordu. Leonardo ona ilgi çekici bir mektup yazarak hizmette bulunmayı teklif etti. Askerlik ve savaş yönetiminde kendi buluşu olan dokuz yeni fikir ileri sürdü ve onuncu fikrini de şöyle özetledi; ''10. Barış zamanında, mimarlıkta, binalar kurmakta ve su yolları yapımında ustalara eriştim. Mermer bronz ya da tuğladan heykeller yontabilirim. Resim yapmak ise , mesleğimdir; bunu mesleğini yerine getiren herhangi bir adamın becerdiği kadar becerebilirim. Ayrıca, babanızın anısını ölümsüzleştirecek bir anıt yapabilirim.''

Leonardo Milano'ya giderken at başı büyüklüğündeki lutunu da yanında götürmüş, Dükün önünde çaldığı zaman bütün müzisyenleri altetmişti. Ayrıca zamanını en iyi hazırlıksız şiir söyleyicisiydi. Dük bu genç Floransalı ressamın çekiciliğine hemen kapıldı ve teklifini kabul etti. Böylece onun on yedi yıl Milano'da yaşayıp çalışmasını sağladı.

Dehasını çeşitli çalışmalarıyla ortaya koydu. Ludovico da onun kişiliğini sanatı kadar iyi değerlendirebilmesini bildi. Leonardo bütün saray eğlence ve gösterilerinin de başındaydı. Hicivler, alegoriler ve şarkılar yazıyor ve ayrıca kendi görevleriyle de uğraşıyordu. Bu yoğun çalışma temposunu kendine has bir uyuma düzeniyle gerçekleştirebiliyordu. Günün her saatinde yanlızca 15 dakika uyuyarak verimli bir çalışma sistemi geliştirmişti. 1485 'de Milano'da görülen bir salgın, Leonardo'ya şehri bir sağlık düzeniyle yeniden kurma fikrini verdi. Planları hazırladı ve Ludovico'ya sundu. Ertesi yıl Milano katedrali için planlar hazırladı. Bu arada geometri, astronomi, enerji ve lut yapımı üzerinde çalışıyor, boş zamanlarında da Francesco Sforza'nın at üzerindeki heykelinin modelini hazırlıyordu. Yıllarca süren çalışmanın sonunda 80 metrelik heykeli tamamladı ve Milano'da sergiledi. Fakat bu dev heykelin bronzdan dökümü yapılamamıştı ve altı yıl sonra da Milano Fransızların saldırısına uğradığında okların hedefi oldu ve yıkıldı.

Leonardo Da Vinci , 1494 yılında Lombardiya ovasını baştan başa kaplayacak su yolları şebekesinin planlarını hazırladı ve şimşek ve fırtına üzerine gözlemler yaptı. Ressam Leonardo ise ''Madonna'' resmini bitirmiş ve aynı yıl resimlerinin en ünlüsü ''Son Yemek''tablosuna başlamıştı. Bu resim Santa Maria delle Grazie manastırının duvarına yapılmıştı, fakat tempera boyası sıvaya, sıva da duvara uymamıştı, kısa zamanda parça parça dökülmeye ve bozulmaya başladı. Son Yemek adlı tablo, bozulmuş durumuna rağmen dünyanın en büyük eserlerinden biridir. Rönesansın kusursuzluğa ulaşan ilk baş eseri ve bütün çağların resim tarihinde en mükemmel kompozisyon diye tanımlanan bu eser, kusursuz tekniği ile ancak yaratıcısının esin kaynağıyla boy ölçüşebilir. Leonardo'nun Milano döneminde aralarında ''Kayaların Bakiresi'' adlı tablosunun da olduğu sayısız iç süsleme ve portre çalışması vardır.

Ludovico düklükten çekilince, Leonardo 1499 yılı sonunda Milano'dan ayrılarak Venedik'e gitti. Venedik'te Düşes Isabella Gonzaga onu son derece iyi karşıladı. Düşesin tebeşirle bir portresini yapan Leonardo, bunu sonradan bir tablo haline getireceğine söz verdi fakat bilim Leonardo'yu gittikçe daha büyük bir güçle kendine çekiyordu ve vaktinin çok büyük bir bölümünü matematiğe ve mühendisliğe ayırıyordu. Leonardo'nun mimari ve askeri mühendisliğe ilgisi, gezilerini ve etkinliklerini de belirlemişti. Savaş makineleri, toplar, nakliye ve kuşatma gereçlerine dair bilgisini dükalığın düşmesinden sonra, Cumhuriyetin askeri danışmanı sıfatıyla Venedik'e gittiğinde pratiğe dökme fırsatı buldu. Leonardo askeri mühendis olarak, Brunelleschi, Taccola, Francesco di Gorgio ve Valturio'nun kavramlarını geliştirdi. Ateşli silahların ortaya çıkmasından sonra karada ve denizde kullanılanılabilecek silahlar tasarladı ve balistik deneylerle bu silahların etkilerini gözler önüne serdi. Leonardo'nun diğer askeri tasarımları arasında çok namlulu toplar, fırlatma mekanizmaları ve patlayıcılar da sayılabilir. Ayrıca bugün kullandığımız haliyle makasın tasarımcısı da Leonardo'dur.

1500 yılının Nisan ayında Flosansa'ya doğru yola çıktı. Şimdi de coğrafyaya ilgi duymaya başlamıştı, Hazar Denizi'ndeki med ve cezir üzerine araştırmalar yapıyor, yazılar yazıyordu. Aynı zamanda Arno Nehri'nin kanalize edilmesi için planlar hazırlıyor ve diğer yol ve köprü yapımı projeleri üzerine çalışıyordu. Hatta bu tasarımlarının arasında 1502'de Osmanlı Padişahı II. Bayezid'e sunduğu ve Haliç için tasarladığı bir köprü de bulunur. Fakat kabul görmedi. -Bu tasarım daha sonra 2001 yılında Norveç'te yapıldı.- Bu dönemde Soderini Leonardo'ya yontması için bir mermer blok teklif etti, fakat buna ayıracak zamanı olmadığından teklifi geri çevirdi. Bu mermer daha sonra Leonardo'nun çağdaşı olan Michelangelo'ya Davut heykelini yapması için verilmiştir.

Michelangelo, Leonardo'yu sevmezdi. Bir gün yolda karşılaştıklarında, Michelangelo ona '' At ressamı! Bir heykeli bile bronza dökemeyip utanç içinde kaldın.'' diye bağırdığı rivayet edilir.

1502 yılında Cesare Borgia'nın hizmetine giren Leonardo, bütün orta İtalya'yı baş mühendis sıfatıyla dolaştı ve bu yolculukları sırasında yaptığı kusursuz ve ayrıntılı altı harita bugün Windsor Saray Kitaplığı'nda saklanmaktadır. Kısa bir süre sonra Floransa'ya dönen Leonardo, Floransalı bir soylunun sarayının toplantı odası için savaş resmi taslağı hazırlamakla görevlendirildi. Leonardo'nun değişiyle hayvanca bir çılgınlık olan bu savaş resmi bütün ressamların hayranlığını ve övgüsünü kazandı. Leonardo'nun Raphael gibi genç sanatçılar üzerinde bıraktığı etkiler büyük ve kalıcı oldu. Bu dönemde Leonardo, ünlü resmi ''Mona Lisa'' üzerinde çalışıyordu. 1506 yılında tamamlanan bu resimdeki kadın portresi, gülümsemesi, garipliği ve anlamının güçlülüğüyle ün salmıştır.

Aynı yıl bir kere daha Milano'ya gitti ve ünü ordan Fransa'ya kadar ulaşana dek orda kaldı. 1514 yılında Fransa kralı I. Fransuva'nın teklifini kabul ederek Ambois yakınındaki Cloux şatosuna yerleşti. Öldüğü 1519 tarihine kadar da burada yaşadı.

Olağanüstü resim ve heykellerinden başka not defterlerindeki yazıları ve taslaklarıyla yüzyılların en büyük insanı ve en yüce zekası sıfatını hakeden Leonardo, ta o çağlarda bir uçak taslağı çizmiş, buharın kullanılışını da inceleyip, bir buhar topu ve gemilere çark şemaları da çizmiştir.

Hidrolik biliminin yaratıcısı ve resim çekiminde karanlık odanın bulucusudur. Suyun molekül yapısı, ses ve ışık dalgaları üzerine geniş bilgisi olan Leonardo, çiçek ve filiz yapısı ve düzeni konusunda da çalışan ilk kişidir.









Kaynak:www.biyografi.info Görseller:www.andreabalt.com, blog.paperblanks.com, www.kuntskopie.de