İzleyiciler

book etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
book etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mart 2020 Pazar

Kitap Tanıtımı 5: "Sanat ve Devrim" John Berger

Yine araya birazcık zaman girdi ama yeniden buradayım.. Tekrar merhaba bütün sanat ve kitap severler..😊 Yoğun geçen bir dönemin ardından tekrar dönüş yaptığım için paylaşımlarım ardı ardına gelecek. Zaman kaybetmeden hemen başlıyorum, ilk kitabım çok severek okuduğum bir yazardan geliyor elbette. 😊 John Berger'den "Sanat ve Devrim".


Bu kitap benim çok eski zamanlarda okuduğum bir kitap. Berger: "Eleştiri daima bir çeşit araya girmedir, sanat eseriyle kişinin arasına girmektir." diyor. John Berger bu kitapta Rus heykelcisi Ernst Neizvestny'i ele alıyor. Kitapta Neizvestny'nin yanı sıra Kandinsky'den, Maleviç'e, Rodin'den Tatlin'e kadar hepimizin çok iyi tanıdığı sanatçılara ve eserlerine de rastlayacaksınız. 
Ben severek okumuştum, sizlerin de severek okuyacağı bir kitap olacağına eminim. Bilgiyle dolup taşmanız umuduyla...😊

24 Aralık 2019 Salı

Kitap Tanıtımı 4 : "Sanat ve Toplum" Herbert Read

Tekrar merhaba.. Her hafta paylaştığım kitap tanıtımlarına kısacık bir aradan sonra devam ediyorum. Bugün paylaşacağım kitabı, burada olmadığım o kısacık arada aldım. Ancak şu an elimde okumakta olduğum bir kitap olduğundan henüz okuyamadım. Yazarına çok güvendiğim için okumadan paylaşmakta da sakınca görmedim açıkcası 😊 Yine okumak için fazlasıyla heyecan duyduğum Herbert Read kitaplarından biri.




Arka kapağından edindiğim bilgileri paylaşmak istiyorum. Herbert Read'in bu kitabı günümüzden yaklaşık 80 yıl önce yayımlanmış ve bu alandaki ilk bilimsel çalışmalar arasında yer alıyormuş. Sanat ve Toplum'un temeli, Read'in bir süre Liverpool Üniversitesi'nde verdiği derslere dayanıyormuş ve bu kitabın içeriği, okuru tarih öncesi din anlayışından psikanalize ve sanat eğitimine kadar her alandaki faaliyetlerin sanata yansımaları üzerine düşünmeye çağırıyormuş.
Sizce de merak uyandıran, etkileyici bir arka kapak yazısı değil mi? 😊Ben elime aldığımda fazlasıyla heyecan duydum. Okurlarına şimdiden keyifli okumalar. 

1 Aralık 2019 Pazar

Kitap Tanıtımı 3 : "Sanatın Anlamı" Herbert Read

Öncelikle merhaba :) Yine bir kitap tanıtımı günü geldi. Yeniden yoğun bir tempoya girmem sebebiyle sesli kitaplara yönelsemde, kokusunu ve sayfalarına dokunmayı sevdiğim gerçek kitapları paylaşmaktan hiç vazgeçmeyeceğim. 
Hemen konuya gireyim bugün kitaplarım arasından tanıtmayı seçtiğim kitap Herbert Read'den "Sanatın Anlamı". Sanatın içindeki herkesin kitaplığında olduğuna eminim. O zaman başlayalım.


Bu kitap toplamda üç bölümden oluşuyor. Kitabımızın adından da anlaşılacağı üzere Read ilk bölümde sanatı tanımlamakla başlıyor, sonrasında plastik sanatın temel öğelerine değiniyor. İkinci bölümde sanat akımlarına giriş yapıyor ve sanatçılar hakkında ilgi çekici şeyler söylüyor. Son bölüm olan üçüncü bölümü ise sanat felsefesine ayırıyor. Benim çok severek okuduğum bu kitaptan o kadar güzel bir anlatım var ki, çok hissettiğim bir bölümü paylaşmak istiyorum.

"Sanat eseri bir bakıma kişiliğin kurtuluşudur. Normal olarak duygularımız baskı altında ve dizginlenmiştir. Bir sanat eseri üzerinde durduğumuz zaman ansızın bir boşanma olur. Bu sadece bir boşanma değil -sempati de duyguların bir boşanmasıdır- aynı zamanda bir yükselme, gerginleşme ve yücelmedir. İşte sanat ve duygululuk arasındaki ayrılık budur: duygululuk bir boşanma fakat aynı zamanda duyguların gevşemesi ve rahatlamasıdır. Sanat ise bir boşanma fakat aynı zamanda bir dizginlemedir. Sanat tutumlu bir duygu, iyi biçim yaratan bir heyecandır (Read, 2014, s.21)."

20 Ocak 2017 Cuma

BÜYÜK ÜSTAD "JOHN BERGER"

Kısa bir süre önce kaybettiğimiz, sanatı, devrimi, görmeyi ondan öğrendiğimiz John Berger'in sanat yaşamı nasıl başlamış paylaşmak istiyorum. Birgün önce kitabını bitirip, yazdıkları üzerine uzun uzun muhabbet ettiğimiz büyük üstadın ertesi sabah hayatını kaybettiğini öğrendiğimde bu yazıyı eklemeye karar vermiştim. 

John BERGER Anısı'na...



John Berger, 5 Kasım 1926'da Londra'da doğdu. Orta sınıf bir ailenin çocuğuydu. Annesi işçi sınıfından, babası, Stanley Berger ise, I. Dünya Savaşı sırasında askeri birlikte görevliydi. John da 1944 ve 1946 yılları arasında İngiliz ordusunda görev yaptı. Ancak askeri hayata daha fazla dayanamayan Berger, subay olmayı reddettiği ve üstlerine karşı geldiği gerekçesiyle Kuzey İrlanda'ya sürüldü. Burada kaldığı bir yıl için,''Askere alınmış eğitimsiz ve genç insanların arasındaydım. Bu, işçi sınıfından çağdaşlarımla ilk kez gerçekten tanışmamdı. Onlar için ailelerine ve sevgililerine mektuplar yazardım. Bu ilk kez toplum için yazmaya başladığım dönem olarak görülebilir. Gerçi çok kötü bir yıldı ama şimdi geriye baktığımda beni şekillendiren çok önemli bir deneyim olduğunu görüyorum.''diyecektir.

Askeriyedeki görevinden ayrıldıktan sonra, burs kazanarak Chelsea Sanat Akademisi'ne kaydoldu. Kariyerine ressam olarak başlayan Berger, 1940'lı yılların sonlarına doğru Londra'da bir çok sergiye katıldı. Çalışmaları, Londra'nın Wildenstein, Redfern ve Leicester galerilerinde sergilendi.

1948 ve 1955 yılları arasında resim dersleri veren Berger, sanat eleştirmenliği de yapmaya başladı. Bir çok makalesi, haftalık yayınlanan ve sol görüşlü politik bir dergi olan New Statesman'de yayımlandı. Modern sanat dünyasında, marxist hümanist pencereden bakan duruşu, onu kariyerinin başında tartışmalara yol açan, kışkırtıcı ve dikkatleri üzerinde toplayan birisi haline getirdi. 1958'de ilk romanı ''Zamanımızın Bir Ressamı'' (A Painter of our Time), sol çevreleri bile kızdıran gerçekçiliği yüzünden, basıldıktan iki hafta sonra toplatıdı. Her türlü çevrede kendini yalnız hisseden ve bir türlü doğrı dürüst anlaşılamayan yazar, hayal kırıklığına uğradı ve bir daha kitap yazamayacağını sanıyordu. Fakat 1972'de BBC'de televizyon serisi olarak yayınlanan ''Görme Biçimler'' (Ways of Seeing)nin başarısını post-modernist yazının önemli örneği olan ''G'' adlı deneysel romanı izledi. Sanat eleştirisine bambaşka bir boyut kazandıran ''Görme Biçimleri'', çıkış noktasını çağımızın totemi televizyondan alarak, sanatın kurumsallaştırılmasının yüzüne bir tokat gibi çarpar ve sanatın nasıl okunması gerektiğini irdeler. Sanatın, insanlığın kader kartları olduğunu hatırlatır.

''Geçmiş, hiçbir zaman olduğu yerde durup yeniden keşfedilmeyi, aynıyla, olduğu gibi tanınmayı beklemez. Tarih her zaman belli bir şimdi'yle onun geçmişi arasında ilişki kurar. Demek ki şimdi'den korkmak eskiyi bulandırmaya yol açıyor. Geçmiş içinde yaşanacak bir şey değildir. Eyleme geçerken içinden birşeyler çekip çıkarttığımız bir sonuçlar kuyusudur.'' Görme Biçimleri'nden...


1972 yılında ''G'' adlı romanıyla da Booker Ödülü'nü kazanan usta yazar, ödül konuşmasında, Booker McConnell'ı, Batı Hint adalarında ticari sömürgecilikle suçladı ve ödülün yarısı Black Panther'lere bağışladığını açıkladı. Bu olaydan sonra Britanya'nın en radikal kişileri arasına giren Berger, Britanya'yı terkederek Fransa'ya taşındı (1962).

Yazılarında sosyolojik özellikler ağır basan yazarın diğer önemli eserleri arasında, ''Şanslı Adam'' (A Fortunate Man) (1962), ''Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa'' (And Our Face, My Heart, Brief as Photos) (1984) sayılabilir. Gezi günlükleriyle anılardan oluşan bu eserler, felsefeyle fotojurnalizmi etkileyici bir biçimde buluşturur.

Bir diğer önemli kitabı ''Yedinci Adam'' (A Seventh Man)(1975), düzyazıyı, şiiri ve fotoğrafı birleştiren uslubuyla Avrupa'daki Türk göçmenl işçilerinin durumunu konu alır. Berger bu kitabı için fotoğrafçı Jean Mohr ile çalıştı. Göçmen işçilerin içindeki parçalanmışlığı yansıtan bu eser şiirsel yazınla politikanın gergin bir çatışması, kopup yeniden buluşmasıdır. Berger, ''Yedinci Adam'' için şöyle diyor: ''Bir yazar olarak en büyük doyumu hissettiğim anlardan birinin ödüllerle filan hiçbir ilgisi yok. İstanbul’daydım ve arkadaşlarla onların bir tanıdığını ziyarete bir gecekonu mahallesine gittik. Gecekonduda çay içtik, uyduruk bir rafa dizilmiş 20 kadar kitap vardı ve onlardan biri ''Yedinci Adam''ın Türkçesiydi. Bunu görünce yazar olduğum için ne kadar şanslı olduğumu düşündüm. Kitaptaki deneyim hayat deneyimiyle buluşmuş ve kabul görmüştü çünkü.''

Berger, bazı modern sanatçılar hakkında incelemeler de kaleme aldı. Bunlardan en çok tanınanı, Pablo Picasso hakkında yazdığı 1965 tarihli ''Picasso’nun Başarısı ve Başarısızlığı'' oldu. Yazıldığı dönemde, birçok sanat eleştirmeni tarafından doktrinerlik ve saygısızlıkla suçlansa da çağımızda Picasso hakkında yazılmış en iyi kitaplardan biri olarak kabul edilmiştir. Berger, Picasso’dan başka Francisco Goya hakkında, ressamın sanatını konu alan bir kitap ve Rus heykeltraş Ernst Neizvestny hakkında ''Sanat ve Devrim'' başlıklı bir deneme yayımladı. 1970’lerde İsviçreli yönetmen Alain Tanner’le birlikte çeşitli film projelerinde yer aldı; ''Salamandre'', ''2000 Yılında 25 Yaşına Basacak Olan Yunus'', Messidor gibi filmlerin senaryosunu yazdı.

Kıvrak zekalı usta yazar, modern sanat eleştirine bambaşka bir perspektif katarak çağının bir çok yazar ve sanatçısına ilham kaynağı oldu. Susan Sontag onun için şöyle diyor: ''John Berger’in kitaplarına hayranım. O sadece ilginç olanı değil, aynı zamanda önemli olanı yazıyor. Çağdaş İngiliz yazınında bence rakipsizdir. Lawrence’tan beri sezgi ve duygu dünyasına bilincin de gerekliliklerine cevap vererek bu kadar dikkat eden bir yazar çıkmamıştır. O belki Lawrence kadar iyi bir şair değil ama daha zeki, daha asil. Olağanüstü bir sanatçı ve düşünür.''

2 Ocak 2017 tarihinde Paris'de 90 yaşında yaşama veda etti.

Eserleri: 
* Zamanımızın Bir Ressamı ( A Painter of Our Time)
* Permanent Red 
* The Foot of Clive 
* Corker's Freedom 
* Şanslı Adam ( A Fortunate Man) 
* Sanat ve Devrim (Art and Revolution) 
* The Moment of Cubism and Other Essays 
* The Look of Things: Selected Essays and Articles 
* Görme Biçimleri ( Ways of Seeing) 
* Another Way of Telling 
* Yedinci Adam (A Seventh Man) 
* Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı (The Success and Failure of Picasso) 
* G. 
* About Looking 
* Onların Emeklerine (Into Their Labours ;Pig Earth, Once in Europa, Lilac and Flag. A Trilogy)
* Ve Yüzlerimiz,Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa (And Our Faces, My Heart, Brief as Photos)
* The White Bird (U.S. title: The Sense of Sight)
* Keeping a Rendezvous
* Pages of the Wound
* Fotokopiler (Photocopies)
* Düğüne (To the Wedding)
* Kral (King)
* The Shape of a Pocket
* Selected Essays (Geoff Dyer, ed.)
* I Send You This Cadmium Red (with John Christie)
* Titian: Nymph and Shepherd (with Katya Berger)
* Here is Where We Meet



Kaynak: Biyografi.info

3 Temmuz 2016 Pazar

LEONARDO DA VINCI GİBİ DÜŞÜNMEK


KİTABIN ADI: Leonardo da VINCI Gibi Düşünmek 


KİTABIN YAZARI: Mıchael J.GELB

KİTABI ÇEVİREN : Tuncer BÜYÜKONAT

YAYINEVİ VE ADRESİ : Beyaz Yayınları Nuruosmaniye Cad. Kardeşler Han No: 3 Kat : 2 Cağaloğlu / İSTANBUL

BASIM TARİHİ : Temmuz 1999

KİTABIN YAYIM MAKSADI : Çağımız insanlarının Rönesans erkekleri ve kadınları olabilmeleri için, yani kişisel ve profesyonel olarak nasıl daha yaratıcı ve dengeli olabilecekleri hakkında geliştirilmiş DA VINCI egzersizlerini anlatmak maksadı ile yayınlanmış- tır.


KİTABIN ÖZETİ :

BİRİNCİ BÖLÜM :


Bu bölümün girişinden sonuna kadar; kişinin aslında sandığından daha iyi bir beyine sahip olduğu, kendi yeteneklerini küçümsediği anlatılıyor. Burada insanın teorik olarak sınırsız bir öğrenme ve yaratıcılık yeteneğine sahip olduğu, düşünüldüğü gibi yaşandıkça bu yeteneklerin körelmediği, aksine yaşandıkça öğrenme ve yaratıcılık yeteneklerinin daha kolay ve esnek bir şekilde geliştirilebildiği anlatılmaktadır. Bu yeteneklerin geliştirilebilmesi için hayatı boyunca bir çok alanda çalışmalar yapan, Rönesans döneminin kurucularından olan, çağının ve tüm çağların yetiştirdiği en iyi ressam, heykeltıraş, mimar, mucit, mühendis, bilim adamı kısaca gelmiş geçmiş en büyük deha olan Leonardo da Vinci'nin örnek alınması gerektiği savunulan hayatı detaylı olarak anlatılıp, yaptığı çalışmalar incelenmektedir.

Kısaca bu bölümde hayatı ve yaptıkları ile bir deha olarak kabul edilen Leonardo da Vinci'nin insanın öğrenme ve yaratıcılık yeteneklerini geliştirmesinde örnek alınabilecek bir şahsiyet olduğu anlatılmaktadır.

İKİNCİ BÖLÜM :

Bu bölümde Da Vinci'nin yaptığı çalışmalar esnasında tuttuğu notlar üzerinde yapılan incelemeler sonucunda oluşturulmuş yedi Da Vinci prensibi açıklanmaktadır. Kitabın ana teması bu bölümde anlatılmıştır.

Bu prensipler aslında çoğu insanın hayatında zaman zaman uyguladığı, fakat her zaman bir arada uygulamadığı, prensip haline getirmediği hususlardır. Bunların her zaman hatırlanarak geliştirilip uygulanması ile, insanın hayatının daha düzenli, daha kolay ve daha yaratıcı hale getirilmesinin kaçınılmaz olduğu açıklanmıştır. Bu prensipler özetle şöyledir.

1. CURIOSITA : Yaşama doymak bilmeyen bir merak ve devamlı öğrenme için acımasız bir arayış anlamına gelir. Prensibi açıklayıcı olarak " Büyük beyinler büyük sorular sorarlar" cümlesini kullanabiliriz. Da Vinci ruhunun dinamosu devamlı olarak öğrenme arayışında olmaktır. Bunun için hiçbir konu, hiçbir dal ayrımı yapmaksızın, çevremizdekilerin düşünecek ve söyleyeceklerinden çekinmeden, merakımızı kaybetmeden sormak, araştırmak, öğrenmek gereklidir. Leonardo bu konuda " Tıpkı demirin kullanılmama nedeniyle pas tutması ve durgun suyun kokuşması veya soğuğun buza dönüşmesi gibi, kullanılmadığı sürece zekamız ziyan olur." demiştir.



2. DIMASTRAZIONE : Bilgiyi deneme yolu ile test etme, sebatkarlık ve hatalardan ders alma arzusu anlamına gelir. Öğrenmek tek başına yeterli değildir. Öğrenilen her şey mutlaka denenerek test edilmeli, doğruluğuna ondan sonra karar verilmelidir. Bunun için bizden önce ortaya atılmış her türlü teoriye, bize sunulmuş her türlü bilgiye ilk başta şüpheli yaklaşmalı, onu elimizdeki ve elde edebileceğimiz imkanlarla yeniden test etmeli, daha önce yapılmış hataların farkına vardığımızda üstüne giderek doğru bildiğimizi ispata çalışmalıyız.

Tüm zamanların en büyük dahisi kabul edilen Leonardo bile büyük hatalar ve şaşırtıcı gaflar yapmıştır. Kendiside bu konuda "Bana öyle geliyor ki bütün kesin kanaatlerin anası olan deneye dayanmayan, kökeni veya vasıtaları birinci elden, denenmemiş veya beş duyudan biriyle sınanmamış bilimler yararsız ve hatalarla doludurlar" demiştir. Bunun için hatalardan, önümüze çıkan güçlüklerden ders alarak, öğrendiğimiz her yeni bilginin doğruluğunu mutlaka test edip ondan sonra hafızalarımıza kazımamız gerekir.

3. SENSAZIONE : Duyguların özellikle hayati deneyimlerin bir aracı olan görüşün devamlı olarak rafine edilmesi anlamına gelir. Bir önceki bilginin test edilmesinin esas olduğu açıklanmıştı. İşte bu testlerin yapılması insanın görme, duyma, tat alma, dokunma ve hissetme duyuları ile yapılır. Bu testlerin başarılı olması için bu duyguları geliştirmek esas olmalıdır. İnsanın doğduğu gibi duyularını sabit tutması başarıyı tökezler. Bu amaçla duyularımıza hitap eden her türlü dış etkeni algılama, anlama ve öğrenme çalışmaları, pratikleri yapmalıyız. Müzik dinlemeli, resim çizmeli, müzeler gezmeli, kitap okumalıyız. Değişik yiyecek ve içecekler tatmalı, çevremizdeki her şeye dokunmalı, canlı, cansız varlıkları hissetmeli, onları tüm beden ve duyularımızla algılamaya çalışmalıyız.

4. SFUMATO : Belirsizliği, paradoksu ve kararsızlığı kucaklama arzusu anlamına gelir. Güçleri uyandırıp deneyimleri artırırken ve duyular geliştirilip kesinleştirilirken mutlaka bilinmeyenlerle karşılaşılacaktır. İşte insanın zihnini bu belirsizliklere karşı açık bulundurması yaratıcı potansiyelini serbest bırakmasının tek ve en güçlü gizidir. Gelişen dünyada başarılı olmak için belirsizlikler altında çalışmaya alışmalıyız. Paradoksla karşılaştığımızda sükunetimizi koruyarak etkili ve sağlıklı bir zihne sahip olabiliriz. Kısaca koşulların her gün değiştiği dünyamızda her an bir şeylere şaşırmaya, fazla heyecan göstermemeye ortaya belirginlerden çok belirsizlikler çıkacağına kendimizi hazırlamalı ve alıştırmalıyız.

5. ARTE/SCIENZA : Bilim ve sanat, mantık ve hayal arasındaki dengenin geliştirilmesi, "Bütün Beyin" ile düşünme anlamına gelir. Prensibin özü kişinin beyninin tümünü kullanmasıdır. Hiçbir insan tek bir yeteneği veya birkaç yeteneği olan biri değildir. Her insan doğuştan her türlü yeteneğe sahiptir. Yaşadığı ortam, koşullar, çevresindeki insanlar, kişinin beyninde ilgili bölümlerin gelişmesine neden olur. Fakat asıl olan insanın kendisinin beyninin tümü ile düşünerek tüm yeteneklerini geliştirmesidir. Bunun için günlük yaşamda yaptığımız her şeyi çok yönlü düşünmeliyiz. Onunla ilgili her türlü ince ayrıntıya girmeliyiz. Elimizdeki işi hem bilim hem de sanatsal olarak değerlendirip, bilim ve sanat kurallarına uygun ve aynı zamanda mantık kurallarına uygun ve hayal gücümüzü zorlayıcı şekilde ortaya koymalıyız. Mesela bir at resmi çizeceğimiz zaman hayal gücümüzü çalıştırmalı, mantığımıza uygun çizmeliyiz. Çizerken sanatsal açıdan bakmalı ama bilimsel olarak at anatomisine uygun çizmeliyiz.

6. CORPORALITA : Zerafetin her iki elide aynı şekilde kullanabilmenin fitressin ve dengenin sağlanması anlamına gelir. Kişinin başarılı olması için öncelikle kendisiyle barışık olması gerekir. Bunu sağlayacak bir etkende insanın sağlıklı, zarif ve dengeli bir vücuda sahip olmasıdır. Bunun için kişinin sahip olduğu fiziki yapısını geliştirmesi gerekir. Bunu sağlamak amacıyla kişi; stresten uzak durmalı, zihnini şen tutmalı, dengeli bir beslenme yapmalı, uykusunu düzenli olarak almalı, zerafetine dikkat etmeli ve sağlığını korumalıdır. Kısaca tüm organlarının düzenli ve dengeli çalışmasına dikkat etmeli, organlarının kullanım kapasitelerini devamlı ve metotlu olarak geliştirmektir.

7. CONNESIONE : Bütün olanların ve her şeyin ilişkisini anlamak ve değerlendirmek, sistemli düşünme anlamına gelir. Bu prensip daha önce sayılan altı prensibin sebep ve sonuçlarını ilişkilendirmeyi, bir arada değerlendirmeyi anlatır. Kısaca yaşadığımız her şeyi bir biriyle olan ilişkisini anlama çalışmalı, her şeyi bir arada değerlendirmeliyiz. Bu bölümde anlatılan yedi Da Vinci prensibini hayata uygularken şu sorular sorulmalıdır;

- Doğru soruları soruyormuyum?

- Hatalarımdan ve tecrübelerimden ders alma yeteneğimi nasıl geliştirebilirim, düşünme bağımsızlığımı nasıl geliştirebilirim?

- Yaşım ilerlerken duyularımı keskinleştirmek için planım nedir?

- Yaşamın paradokslarını göğüslemek için yaratıcı gerilimi muhafaza yeteneğimi nasıl geliştirebilirim?

- İşte ve evde bütün beynimle düşünebiliyor muyum?

- Vücut ve zihnin dengesini nasıl geliştirebilirim?

- Yukarıdaki bütün unsurlar nasıl birbirine uyar? Her şey her şeye nasıl bağlanır?

Dünyanın uzmanlaşma ve dallarına ayrılma yolunda hızla ilerlediği bir dönemde, yaratıcının verdiği yaratıcılık özelliklerimizi geliştirerek, yaşamımızı kolaylaştırmaya olan ihtiyacımızı bize sağlayacak Da Vinci ruhunu kullanmak hiçte zor olamayan bir yöntemdir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM :

İkinci bölümde yaratıcılığın geliştirilmesi için uygulanacak yedi prensip anlatılmıştı. Bu son bölümde de örnek olarak kabul edilen, büyük dahinin yine kendi düşüncelerinden ve çalışmalarından yola çıkarak hazırlanmış çizim yapabilmeyi öğretici bir dizi metotlardan bahsedilmektedir. Leonardo, çizimin nasıl görmek gerektiğini öğrenmenin temeli olduğunu vurgular. Ona göre çizmek görüntülemenin ötesinde bir şey olup, yaratmayı ve yaratıcılığı anlamanın anahtarıdır. Buna göre Da Vinci problemlerini daha iyi anlamak, uygulamada zorlukları aşabilmek için çizmeyi öğrenmek, görme ve yaratma yeteneğini bileyecek en iyi yöntemdir.