İzleyiciler

Art book etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Art book etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mayıs 2020 Cumartesi

Kitap Tanıtımı 6 : "Performatif Estetik" Erika Fischer-Lichte

Herkese merhaba 😊 Yine bir kitap tanıtımıyla buradayım. Bu kitap benim merakla aldığım ve ilgiyle okuduğum bir kitaptı. Tahmin edersiniz ki yine bir noktada Abramovic'e değineceğim. O zaman başlayalım.




Kitaba geçmeden önce bir konudan bahsedeceğim. İç kapakta Rilke'nin Orpheus'a Soneler eserinden minik bir kesit görüyoruz. Açıkcası "Arzu et değişimi..." diye başlayan bir yazıyla kitabı açmak benim çok hoşuma gitmişti.😊 Kitabın adından da anlaşılacağı gibi içeriği beden, mekan, zaman, performatiflik, maddesellik, rol değişimi vb. gibi konuları ele alıyor. Birinci bölüm Abramovic'le başlıyor ve performanslarını görüyoruz. Bu arada bazı performansları okurken biraz yıprandığım oldu ki performansı izleyen seyirciler fazlasını yaşamışlar. İçerik ile ilgili çok fazla bilgi vermeden Fischer-Lichte'nin kitapta tam olarak ele aldığı noktaya değineyim. Fischer-Lichte'nın kuramı hem geleneksel tiyatroyu hem de diğer sanat dallarını performatif bir düzlemde yeniden değerlendiriyor. Sanatın geçişken ve tekrarlanamayan olaylar biçiminde kavrandığında bireysel ve toplumsal dönüşüme özgül bir katkı sunabileceğinden bahsediliyor.
Kitap ile ilgili ufakta olsa fikriniz olmuştur, ilginizi çektiyse hemen alıp okumalısınız. Keyifli okumalar.😊

1 Mart 2020 Pazar

Kitap Tanıtımı 5: "Sanat ve Devrim" John Berger

Yine araya birazcık zaman girdi ama yeniden buradayım.. Tekrar merhaba bütün sanat ve kitap severler..😊 Yoğun geçen bir dönemin ardından tekrar dönüş yaptığım için paylaşımlarım ardı ardına gelecek. Zaman kaybetmeden hemen başlıyorum, ilk kitabım çok severek okuduğum bir yazardan geliyor elbette. 😊 John Berger'den "Sanat ve Devrim".


Bu kitap benim çok eski zamanlarda okuduğum bir kitap. Berger: "Eleştiri daima bir çeşit araya girmedir, sanat eseriyle kişinin arasına girmektir." diyor. John Berger bu kitapta Rus heykelcisi Ernst Neizvestny'i ele alıyor. Kitapta Neizvestny'nin yanı sıra Kandinsky'den, Maleviç'e, Rodin'den Tatlin'e kadar hepimizin çok iyi tanıdığı sanatçılara ve eserlerine de rastlayacaksınız. 
Ben severek okumuştum, sizlerin de severek okuyacağı bir kitap olacağına eminim. Bilgiyle dolup taşmanız umuduyla...😊

1 Aralık 2019 Pazar

Kitap Tanıtımı 3 : "Sanatın Anlamı" Herbert Read

Öncelikle merhaba :) Yine bir kitap tanıtımı günü geldi. Yeniden yoğun bir tempoya girmem sebebiyle sesli kitaplara yönelsemde, kokusunu ve sayfalarına dokunmayı sevdiğim gerçek kitapları paylaşmaktan hiç vazgeçmeyeceğim. 
Hemen konuya gireyim bugün kitaplarım arasından tanıtmayı seçtiğim kitap Herbert Read'den "Sanatın Anlamı". Sanatın içindeki herkesin kitaplığında olduğuna eminim. O zaman başlayalım.


Bu kitap toplamda üç bölümden oluşuyor. Kitabımızın adından da anlaşılacağı üzere Read ilk bölümde sanatı tanımlamakla başlıyor, sonrasında plastik sanatın temel öğelerine değiniyor. İkinci bölümde sanat akımlarına giriş yapıyor ve sanatçılar hakkında ilgi çekici şeyler söylüyor. Son bölüm olan üçüncü bölümü ise sanat felsefesine ayırıyor. Benim çok severek okuduğum bu kitaptan o kadar güzel bir anlatım var ki, çok hissettiğim bir bölümü paylaşmak istiyorum.

"Sanat eseri bir bakıma kişiliğin kurtuluşudur. Normal olarak duygularımız baskı altında ve dizginlenmiştir. Bir sanat eseri üzerinde durduğumuz zaman ansızın bir boşanma olur. Bu sadece bir boşanma değil -sempati de duyguların bir boşanmasıdır- aynı zamanda bir yükselme, gerginleşme ve yücelmedir. İşte sanat ve duygululuk arasındaki ayrılık budur: duygululuk bir boşanma fakat aynı zamanda duyguların gevşemesi ve rahatlamasıdır. Sanat ise bir boşanma fakat aynı zamanda bir dizginlemedir. Sanat tutumlu bir duygu, iyi biçim yaratan bir heyecandır (Read, 2014, s.21)."

12 Kasım 2019 Salı

Kitap Tanıtımı 1 : "Sanat Nedir*" Arthur C. Danto


İlk paylaşımımız olarak ben Arthur C. Danto'nun "Sanat Nedir*" kitabını seçtim. Danto bu kitapta herkesin farklı bir yorum getirdiği ve kendince bir tanım yaptığı, fakat kimsenin tam anlamıyla kavramın karşılığı budur diyemediği bir soruya yanıt arıyor. Danto kitabında, sanat eserini sanat eseri kılan şeyin ne olduğuna, kendine göre bir şeyin sanat eseri olması için gerekli kriterlere değiniyor. Kitabı okuduğunuzda göreceksiniz, ünlü düşünürlerden büyük sanatçılara kadar sanata dair pek çok konu ele alınmış. Buraya yazarken baktığımda kitapta bir çok yere işaret koyduğumu gördüm. Ve bu kitapta beni en çok çeken bölümlerden biri "Altmışların en güzel yanı, herhangi bir şeyin sanat eseri olabileceğinin yavaş yavaş farkına varılıyor olmasıydı (Danto, 2015, s.115)." cümlesiyle başlayan bölümdür. Eğer sanata yakından uzaktan bir ilginiz varsa okumadan geçmeyin. 




Yeni Bölüm : "Kitap Tanıtımı" :)

Sayfamı ziyaret eden herkese merhaba :) Blog sayfamda bazı okunmaların fazla olduğunu gördüğümden ve artık bunun gerekli olduğunu düşündüğümden yeni bir bölüm açmaya karar verdim "Kitap Tanıtımı". Daha önceki bir yazımda da bahsettiğim gibi burası ile ilgilenemediğim dönemde iş hayatımın haricinde bir eğitim sürecim oldu. Hem eğittiğim hem eğitildiğim anlamlı ve keyifli bir süreçti, bir o kadar da yorucu..:) Lise döneminden beri kitap ve sanat dergileri biriktirme gibi bir hastalığım vardı. Ama sorun şu ki aşırı kitap ve dergi alıyor fakat aldıklarımın hepsini okuyacak kadar çok zaman bulamıyordum. Benim dururumu tam karşılamasa da uzak doğuluların tsundoku dedikleri sendromun biraz farklı bir versiyonu yaşadığımı düşünüyorum. İçeriğini beğendiğim her kitabı alma, sadece bununla kalmayıp tabletime e-kitaplar yükleme, kitaplarımı kimseyle paylaşmama ama hediye olarak kitap alma, maaş günleri ilk uğrak yerimin kitapçılar olması gibi tatlış aktiviteler falan.
Sonuç olarak zaman ilerledikçe aldığım kitaplar fazlasıyla birikti ve elimdeki kitaplarda katlanarak büyüdü. Ve işte o beklenen gün gelmişti... Araştırma yaptığım dönemde hepsini okuma fırsatı bulacaktım ve buldum. Kocaman 3 yılımı okumaya ve araştırmaya ayırdım. Hem tezimi yazdım, hem biriktirdiklerimi okuduğum çok muazzam bir dönemdi. Madem bu kadar şey biriktirdim o halde bunları paylaşmalıyım ki, ihtiyacı olan insanlarda aradıklarını belki burada bulabilirler dedim ve minnoş kitaplarım için bir bölüm açtım. Artık her hafta bir kitap paylaşımı yapıp içeriği hakkında ufak bilgiler vereceğim. Umarım faydalı bir başlık olur.

O halde bir bibliyofilin dünyasına hoş geldiniz 😊

20 Ocak 2017 Cuma

BÜYÜK ÜSTAD "JOHN BERGER"

Kısa bir süre önce kaybettiğimiz, sanatı, devrimi, görmeyi ondan öğrendiğimiz John Berger'in sanat yaşamı nasıl başlamış paylaşmak istiyorum. Birgün önce kitabını bitirip, yazdıkları üzerine uzun uzun muhabbet ettiğimiz büyük üstadın ertesi sabah hayatını kaybettiğini öğrendiğimde bu yazıyı eklemeye karar vermiştim. 

John BERGER Anısı'na...



John Berger, 5 Kasım 1926'da Londra'da doğdu. Orta sınıf bir ailenin çocuğuydu. Annesi işçi sınıfından, babası, Stanley Berger ise, I. Dünya Savaşı sırasında askeri birlikte görevliydi. John da 1944 ve 1946 yılları arasında İngiliz ordusunda görev yaptı. Ancak askeri hayata daha fazla dayanamayan Berger, subay olmayı reddettiği ve üstlerine karşı geldiği gerekçesiyle Kuzey İrlanda'ya sürüldü. Burada kaldığı bir yıl için,''Askere alınmış eğitimsiz ve genç insanların arasındaydım. Bu, işçi sınıfından çağdaşlarımla ilk kez gerçekten tanışmamdı. Onlar için ailelerine ve sevgililerine mektuplar yazardım. Bu ilk kez toplum için yazmaya başladığım dönem olarak görülebilir. Gerçi çok kötü bir yıldı ama şimdi geriye baktığımda beni şekillendiren çok önemli bir deneyim olduğunu görüyorum.''diyecektir.

Askeriyedeki görevinden ayrıldıktan sonra, burs kazanarak Chelsea Sanat Akademisi'ne kaydoldu. Kariyerine ressam olarak başlayan Berger, 1940'lı yılların sonlarına doğru Londra'da bir çok sergiye katıldı. Çalışmaları, Londra'nın Wildenstein, Redfern ve Leicester galerilerinde sergilendi.

1948 ve 1955 yılları arasında resim dersleri veren Berger, sanat eleştirmenliği de yapmaya başladı. Bir çok makalesi, haftalık yayınlanan ve sol görüşlü politik bir dergi olan New Statesman'de yayımlandı. Modern sanat dünyasında, marxist hümanist pencereden bakan duruşu, onu kariyerinin başında tartışmalara yol açan, kışkırtıcı ve dikkatleri üzerinde toplayan birisi haline getirdi. 1958'de ilk romanı ''Zamanımızın Bir Ressamı'' (A Painter of our Time), sol çevreleri bile kızdıran gerçekçiliği yüzünden, basıldıktan iki hafta sonra toplatıdı. Her türlü çevrede kendini yalnız hisseden ve bir türlü doğrı dürüst anlaşılamayan yazar, hayal kırıklığına uğradı ve bir daha kitap yazamayacağını sanıyordu. Fakat 1972'de BBC'de televizyon serisi olarak yayınlanan ''Görme Biçimler'' (Ways of Seeing)nin başarısını post-modernist yazının önemli örneği olan ''G'' adlı deneysel romanı izledi. Sanat eleştirisine bambaşka bir boyut kazandıran ''Görme Biçimleri'', çıkış noktasını çağımızın totemi televizyondan alarak, sanatın kurumsallaştırılmasının yüzüne bir tokat gibi çarpar ve sanatın nasıl okunması gerektiğini irdeler. Sanatın, insanlığın kader kartları olduğunu hatırlatır.

''Geçmiş, hiçbir zaman olduğu yerde durup yeniden keşfedilmeyi, aynıyla, olduğu gibi tanınmayı beklemez. Tarih her zaman belli bir şimdi'yle onun geçmişi arasında ilişki kurar. Demek ki şimdi'den korkmak eskiyi bulandırmaya yol açıyor. Geçmiş içinde yaşanacak bir şey değildir. Eyleme geçerken içinden birşeyler çekip çıkarttığımız bir sonuçlar kuyusudur.'' Görme Biçimleri'nden...


1972 yılında ''G'' adlı romanıyla da Booker Ödülü'nü kazanan usta yazar, ödül konuşmasında, Booker McConnell'ı, Batı Hint adalarında ticari sömürgecilikle suçladı ve ödülün yarısı Black Panther'lere bağışladığını açıkladı. Bu olaydan sonra Britanya'nın en radikal kişileri arasına giren Berger, Britanya'yı terkederek Fransa'ya taşındı (1962).

Yazılarında sosyolojik özellikler ağır basan yazarın diğer önemli eserleri arasında, ''Şanslı Adam'' (A Fortunate Man) (1962), ''Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa'' (And Our Face, My Heart, Brief as Photos) (1984) sayılabilir. Gezi günlükleriyle anılardan oluşan bu eserler, felsefeyle fotojurnalizmi etkileyici bir biçimde buluşturur.

Bir diğer önemli kitabı ''Yedinci Adam'' (A Seventh Man)(1975), düzyazıyı, şiiri ve fotoğrafı birleştiren uslubuyla Avrupa'daki Türk göçmenl işçilerinin durumunu konu alır. Berger bu kitabı için fotoğrafçı Jean Mohr ile çalıştı. Göçmen işçilerin içindeki parçalanmışlığı yansıtan bu eser şiirsel yazınla politikanın gergin bir çatışması, kopup yeniden buluşmasıdır. Berger, ''Yedinci Adam'' için şöyle diyor: ''Bir yazar olarak en büyük doyumu hissettiğim anlardan birinin ödüllerle filan hiçbir ilgisi yok. İstanbul’daydım ve arkadaşlarla onların bir tanıdığını ziyarete bir gecekonu mahallesine gittik. Gecekonduda çay içtik, uyduruk bir rafa dizilmiş 20 kadar kitap vardı ve onlardan biri ''Yedinci Adam''ın Türkçesiydi. Bunu görünce yazar olduğum için ne kadar şanslı olduğumu düşündüm. Kitaptaki deneyim hayat deneyimiyle buluşmuş ve kabul görmüştü çünkü.''

Berger, bazı modern sanatçılar hakkında incelemeler de kaleme aldı. Bunlardan en çok tanınanı, Pablo Picasso hakkında yazdığı 1965 tarihli ''Picasso’nun Başarısı ve Başarısızlığı'' oldu. Yazıldığı dönemde, birçok sanat eleştirmeni tarafından doktrinerlik ve saygısızlıkla suçlansa da çağımızda Picasso hakkında yazılmış en iyi kitaplardan biri olarak kabul edilmiştir. Berger, Picasso’dan başka Francisco Goya hakkında, ressamın sanatını konu alan bir kitap ve Rus heykeltraş Ernst Neizvestny hakkında ''Sanat ve Devrim'' başlıklı bir deneme yayımladı. 1970’lerde İsviçreli yönetmen Alain Tanner’le birlikte çeşitli film projelerinde yer aldı; ''Salamandre'', ''2000 Yılında 25 Yaşına Basacak Olan Yunus'', Messidor gibi filmlerin senaryosunu yazdı.

Kıvrak zekalı usta yazar, modern sanat eleştirine bambaşka bir perspektif katarak çağının bir çok yazar ve sanatçısına ilham kaynağı oldu. Susan Sontag onun için şöyle diyor: ''John Berger’in kitaplarına hayranım. O sadece ilginç olanı değil, aynı zamanda önemli olanı yazıyor. Çağdaş İngiliz yazınında bence rakipsizdir. Lawrence’tan beri sezgi ve duygu dünyasına bilincin de gerekliliklerine cevap vererek bu kadar dikkat eden bir yazar çıkmamıştır. O belki Lawrence kadar iyi bir şair değil ama daha zeki, daha asil. Olağanüstü bir sanatçı ve düşünür.''

2 Ocak 2017 tarihinde Paris'de 90 yaşında yaşama veda etti.

Eserleri: 
* Zamanımızın Bir Ressamı ( A Painter of Our Time)
* Permanent Red 
* The Foot of Clive 
* Corker's Freedom 
* Şanslı Adam ( A Fortunate Man) 
* Sanat ve Devrim (Art and Revolution) 
* The Moment of Cubism and Other Essays 
* The Look of Things: Selected Essays and Articles 
* Görme Biçimleri ( Ways of Seeing) 
* Another Way of Telling 
* Yedinci Adam (A Seventh Man) 
* Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı (The Success and Failure of Picasso) 
* G. 
* About Looking 
* Onların Emeklerine (Into Their Labours ;Pig Earth, Once in Europa, Lilac and Flag. A Trilogy)
* Ve Yüzlerimiz,Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa (And Our Faces, My Heart, Brief as Photos)
* The White Bird (U.S. title: The Sense of Sight)
* Keeping a Rendezvous
* Pages of the Wound
* Fotokopiler (Photocopies)
* Düğüne (To the Wedding)
* Kral (King)
* The Shape of a Pocket
* Selected Essays (Geoff Dyer, ed.)
* I Send You This Cadmium Red (with John Christie)
* Titian: Nymph and Shepherd (with Katya Berger)
* Here is Where We Meet



Kaynak: Biyografi.info

2 Temmuz 2016 Cumartesi

MONET VE İZLENİMCİLİK

Monet, benim de sevdiğim sanatçılardan biri.. Kendine özgü üslubu, üstadı diğer sanatçılardan farklı kılıyor. 2012 yılında İstanbul Sabancı Müzesi'nde sergisine gidip eserlerini görme fırsatı bulmuştum. Eserlerini yakından gördüğüm bir sanatçıyı paylaşmamak olmaz.. :)


                  CLAUDE OSCAR MONET (PARİS 1840 – GIVERNY 1926)   

          Paris’te doğan Monet çocukluğunu babasının çalıştığı Le Havre’da geçirir. Monet Le Havre'da ortaokula başladı. Derslerde kitap kenarlarını süslüyor ve öğretmenlerin karikatürlerini çiziyordu. Çizdiği karakalem karikatürleriyle çevresinde tanındı. İlk çizgi derslerini, Jacques-Louis David'in öğrencisi olan Jacques-Francois Ochard'dan aldı. Bu dönemde çizdiği karikatürleri bir dükkânın vitrininde sergiledi. Dükkânı işleten ilk ustası olan Eugene Boudin ile tanıştı. Boudin, ona karikatür çizmeyi bırakıp sadece, “görmeyi, çizmeyi ve boyamayı öğrenmesini,” tavsiye etti. Monet'e yağlı boya kullanmayı ve açık ortamlarda resim tekniğini öğretti. 
          Annesini kaybeden sanatçı 16 yaşındaydı, okuldan ayrıldı ve dul teyzesinin yanına yerleşti. Yaşadığı kasabadan Paris'e giderek sanat dünyasının içine girdi, ileride İzlenimcilik'in öncüleri olacak ressamlar Camille Pissarro, Frederic Bazille, Alfred Sisley, Aguste Renoir ve Edouard Manet ile tanıştı.  
          1870 Camille Doncieux ile evlendi. Eşini 2. çocuğunu doğururken kaybetti. 1892’de Alice Monet ile evlendi. Alice, Claude Monet ve çocuklar 1881'de Poissy'e, 1883'te Vernon'a taşındılar ve son olarak Mayıs’ta Giverny'e yerleştiler. Monet, burada bir ev ve bahçe kiraladı. Geri kalan ömrünün büyük kısmını sonradan satın aldığı bu yerde yeşerttiği bahçeyi resmederek geçirdi.  
          Monet, 1923'te katarakt sebebiyle iki kez ameliyat olmuştur. Katarakt olduğu süreçte yaptığı resimlerin genel olarak kırmızı tonlarda olduğunu görürüz. 
Monet 86 yaşındayken akciğer kanseri nedeniyle ölmüştür. 

          İzlenimcilik 19. yüzyılda Fransa'da ortaya çıkan ve bütün sanat dallarını, özellikle resmi etkileyen akım. Doğadaki unsurların kişinin içinde yarattığı izlenimleri, duygusal izleri yansıtmayı hedefler. Bu akım içerisinde yer alan sanatçılar, doğayı objektif bir gerçek olarak değil, kendilerinde yarattığı izlenimi resme aktarırlar. 
          Resimde izlenimcilik, özellikle ışık ve renkten kaynaklanan görsel izlenimleri yansıtmayı hedefler. Resmedilen nesnelere veya olaydan çok günün belirli bir zamanına özgü ışığın sanatçı üzerinde yarattığı izlenimlere önem verilir. Akımın öncüleri Claude Monet ve Camille Pissarro'dur 
          İzlenimcilere göre sanatçı doğrudan doğruya gerçeği değil, gördüklerinin kendisinde uyandırdığı duygu ve düşünceleri esas almalı, gerçekçiliği ve nesnelliği ikinci plana atarak, kişisel yorumu ön plana çıkarmalıdır. 

                                         Resim 
        
       İzlenim (gün doğumu) 
       
        1873 tarihli bu küçük resim (48x63,5cm), günümüzde musee marmottonPariste bulunmaktadır ve monetin en bilinen eserinden biridir. Sanatçı burada şafak sökerken Le Havre limanını betimlemiştir.  
          Bu çalışma grubun 1874 yılında düzenlenen ilk sergisinde yer alır. Eleştirmenler belirsiz buldukları resme daha sonra gruba adını verecek izlenim adını verirler. Resmin perspektifinde temel bir unsur olan ve ön planda görülen teknenin belli belirsiz hatları dışında, bütün manzara puslu ve soluk bir gündoğumundan ibarettir. Monet genellikle eskizler üzerinde çalışırdı ama bu resmi bir seferde yaptığı düşünülmektedir.  
         Güneşi portakal renginde, puslu gökyüzünde ve suyun üzerinde yansımasıyla görmekteyiz. Güneş sarı ve turuncunun etkisiyle yoğun ve zengindir. Sanatçı suyun üzerine attığı kısa fırça darbeleriyle akıntı izlenimini yaratmıştır. Arka planda ise dumanı tüten bacalar ve gemilerin yelken direkleri belli belirsiz fark edilir. Öndeki üç kayık deniz sakinken yapılmış olmalıdır. Monet resimsel içerikle değil daha çok ışığın değişen niteliğiyle ilgilenmiştir.     
        
                                                  Resim 
                
          Rouen katedrali ön cephe ve kule (sabah izlenimi) 

          Monetin büyük rouen katedrali dizisi, 1892-93 yıllarında yapılan 30 civarında resimden oluşmaktadır. Rouen katedrali'nin gotik cephesi üzerinde değişen ışık etkilerini yakalamak için otuz defa resmetmiştir. Işığın anlık etkilerinin biricikliği yakalamak isteyen sanatçının tek bir günde 14 resim yaptığı olmuştur. Rosary müzesinde bulunmaktadır. 
          Sabahın erken saatlerini anlatacak şekilde lacivertler, açık maviler ve sarılar kullanılmıştır. Güneş katedralin üzerine çaprazlama düşerek, monet’i daha az sarı kullanmaya itmiştir. Resim üzerinde yeterince çalışamadığını düşünen sanatçı rouen tablolarını Giverny’deki stüdyosunda tamamlamıştır. Bu detayda katedralin ön cephesinin orta bölümü görülmektedir. Monet, yazdığı mektuplarda çalışma yönteminden şu şekilde bahseder:” .. Her gün, daha önce görmediğim bir şeyler bulup ekliyorum… Bu katedralin resmini yapmak ne zor!…Uğraştıkça, hissettiklerimi yansıtmak için daha çok didiniyorum … 

                                                  Resim 

         Nilüfer havuzu 

         1904 tarihli resim günümüzde Orsay (Paris) müzesinde bulunmaktadır. Bahçesindeki küçük havuzda yetiştirdiği nilüferler ona yeni bir esin kaynağı oldu. 20 yıldan uzun bir süre bu nilüferler bazen puslu, bazen berrak bir atmosfer içinde tuvallerinde yer aldı. Monet’in erken dönem nilüferlerinden olan bu resimde, kalın bir şekilde uygulanan renkler, yumuşak ve inceliklidir; ışık ve gölge dikkatle dengelenmiştir.  
         Yapraklar çiçekleri açık bir el gibi tutmaktadır. Bembeyaz nilüferler yeşil gölgelerin içinde parlamaktadır. Etraflarındaki aydınlık, havuzun derinliğini ortaya çıkararak çiçeklerin sudaki yansımalarıyla karşıtlık yaratır. Çiçeklerin yanı sıra suda günışığını süzen gökyüzünü, ağaçların dallarında esen rüzgârı, günün her saati değişen incelikli farkları da gözler önüne sermiştir. İzleyiciyi kompozisyonun odak noktasına yoğunlaştıran ve onların renklere yoğunlaşmasını sağlayan kareler kadar dairesel kanvasları da kullanmıştır. Resmin sağ tarafını kaplayan bu bölüm de siyahlar ve yeşiller bir araya gelmiş ve uzaktan bakıldığında bir bütünlük oluşturmuştur. 

                          Resim           

         Vetheuil 

         1901 tarihli resim Puşkin müzesinde(Moskova) bulunmaktadır. Seine nehri üzerinde bulunan vetheuil köyüne adanmış bir dizinin parçasıdır.  
         Teknenin ve teknedeki iki kişinin resmedilişi, izlenim tablosundaki teknelerden bir hayli farklıdır. Burada renkler minik fırça darbeleriyle uygulanmış, neredeyse uçucu bir etki ve doku yaratmıştır. Monet’in binalar ve çatılar, bitkiler ve katedral gibi farklı unsurları resminde bir araya getirmesi son derece ilgi çekicidir; kırmızılar, turuncular, beyazlar, yeşiller ve maviler kısa ve hızlı fırça darbeleriyle uygulanmıştır. Böylece ortaya mükemmel bir vetheuil manzarası çıkmıştır. Mimari özellikler ve toprağın dokusu yeşil, mavi ve kırmızının farklı tonlarıyla, izleyiciye, ışığın altında değişen renk izlenimlerini gösterme amacıyla betimlenmiştir. Sanatçı burada, manzarayı suyun yüzeyindeki sürekli değişikliği, küçük dalgaları araştırdığı bir arka plan olarak kullanmıştır. Nehir yatağının yeşil gölgeleri kayboldukça renkler biraz daha yumuşayarak pembelere ve kırmızılara dönüşmektedir.  

     Resim 
         
Kırda kahvaltı 

         1865–66 yılları arasında yapılan resim 130x181 ebatlarında Puşkin müzesinde(Moskova) bulunmaktadır. İsmi ve konusuyla manet’nin resmine atıfta bulunur ama monet daha gerçekçi bir düzenleme yapmaya çalışmıştır. Zarif ve güzel burjuva hanımlar, manet’nin Parisli çıplak güzeli kadar arsız değiller. Manet’nin resmiyle arasındaki benzerlik çok açıktır. Monet ona hayran olmasına karşın, resmine doğal boyutlarda on iki figür yerleştirerek meslektaşını geçmeye çalışmıştır.  
         Resimde ormanlık alanda kahvaltı yapan figürler resmedilmiştir. Camile ile monet’nin arkadaşı bazille ağaçların ortasında, ressama saatlerce poz vermişlerdir. Günışığı, yerdeki yaygının ve giysilerin üzerine düşerken, serin gölgeliği canlandıracak manzarayı genel olarak aydınlatmaktadır. Işıkla yıkanmış resimde bazıları hareket halinde, doğal büyüklükteki figürler, gerçek bir anın belgesi hissini verir. Sarılar yeşillerin arasına serpiştirilmiştir. Yaprakların arasından süzülen günışığı da aynı şekilde düzensizdir.  







        KAYNAKLAR; 

  • Sanat Tarihi Ansiklopedisi / Cilt IV _______________________Görsel Yayınlar, 
  • Felsefeni Işığında Modern Resim  -  İsmail TUNALI _________Remzi Kitapevi, 
  • Empresyonizm  -  Marina Fetretti Bocquilon  ______________ Dost Kitapevi, 
  • Monet  –  Birgit Zeidler _________________________________Mini Sanat Dizisi, 
  • Monet  _______________________________________________Art Book, 
  • http://tr.wikipedia.org