İzleyiciler

performance art etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
performance art etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mayıs 2020 Cumartesi

Marina Abramović'in Maria Callas Performansı Hakkında...

Merhaba sanat severler 😊 Takip edenlerimiz bilir Marina Abramović “7 Deaths of Maria Callas” (Maria Callas’ın 7 Ölümü) adlı müzik tiyatrosuna hazırlanıyordu, ancak Abramovic'in hayalini kurduğu bu proje ertelendi. 11 Nisan'da yapılması gereken performansın corona virüsü pandemisi nedeniyle henüz netleşmeyen ileri bir tarihte gala yapacağı açıklandı. Bu durum ile ilgili Abramović “Melekler bize yardım edecek diyordum ama günden güne daha da imkansızlaştı” yorumunda bulunmuş.




Marina'nın 14 yaşından beri Callas saplantısı varmış. Bu saplantı ile ilgili bilgileri aşağıya bırakıyorum. Keyifli okumalar...😊

Marina Abramović 14 yaşından beri Maria Callas’a dair bir saplantısı olduğunu, ona dair her şeyi bildiğini, sekiz biyografisinin sekizini de okuduğunu ve kendisiyle birçok ortak yön bulduğunu ifade ediyor.
“7 Deaths of Maria Callas”ta Maria Callas’ın söylediği yedi arya yer alıyor. Her bir aryaya bir kısa film eşlik ediyor. Operanın zirveye çıktığı noktada Callas ve Abramović’in kimlikleri flulaşıyor ve birbirlerinden ayırt edilemez hale geliyor.





Kaynak: www.sanatatak.com

Kitap Tanıtımı 6 : "Performatif Estetik" Erika Fischer-Lichte

Herkese merhaba 😊 Yine bir kitap tanıtımıyla buradayım. Bu kitap benim merakla aldığım ve ilgiyle okuduğum bir kitaptı. Tahmin edersiniz ki yine bir noktada Abramovic'e değineceğim. O zaman başlayalım.




Kitaba geçmeden önce bir konudan bahsedeceğim. İç kapakta Rilke'nin Orpheus'a Soneler eserinden minik bir kesit görüyoruz. Açıkcası "Arzu et değişimi..." diye başlayan bir yazıyla kitabı açmak benim çok hoşuma gitmişti.😊 Kitabın adından da anlaşılacağı gibi içeriği beden, mekan, zaman, performatiflik, maddesellik, rol değişimi vb. gibi konuları ele alıyor. Birinci bölüm Abramovic'le başlıyor ve performanslarını görüyoruz. Bu arada bazı performansları okurken biraz yıprandığım oldu ki performansı izleyen seyirciler fazlasını yaşamışlar. İçerik ile ilgili çok fazla bilgi vermeden Fischer-Lichte'nin kitapta tam olarak ele aldığı noktaya değineyim. Fischer-Lichte'nın kuramı hem geleneksel tiyatroyu hem de diğer sanat dallarını performatif bir düzlemde yeniden değerlendiriyor. Sanatın geçişken ve tekrarlanamayan olaylar biçiminde kavrandığında bireysel ve toplumsal dönüşüme özgül bir katkı sunabileceğinden bahsediliyor.
Kitap ile ilgili ufakta olsa fikriniz olmuştur, ilginizi çektiyse hemen alıp okumalısınız. Keyifli okumalar.😊

3 Mart 2020 Salı

"Her Aşk Vedayı Hak Eder" Marina ve Ulay




Bazı insanlar hayatlarında filmlere konu olası ‘bir şeyler’ yaşarlar. Marina Abramovic onlardan birisi değil çünkü ona dair ‘her şey’ inanılması zor, tarifi ve tasviri imkansız. Mükemmel bir fizik, mükemmel bir düşünce yapısı, mükemmel bir sanat anlayışı, mükemmel bir aşk… Ülkemizde yeterince bilinir bir üne sahip olmasa da Marina Abramovic dünyada Performans Sanatının İlahı diye anılıyor. Ben de dilim döndüğünce sizi onun hakkında bilgilendirmek istiyorum. Aslında hayatına ve sanatına dair filmler ve kitaplar mevcut. Benim bugün asıl üzerinde durmak istediğim konu akıllara kazınacak kadar güzel olan sadakati ve aşkı.



Öncelikle kısaca hayatından bahsedelim.

1946 yılında Yugoslavya’da doğan Marina, II. Dünya Savaşının etkisinin devam ettiği yıllarda dünyaya geliyor, II. Dünya Savaşı ordusunda yer alan babasının evde de hüküm süren askeri disipliniyle büyüyor. Academy of Fine Art bölümünü Yüksek lisansla tamamlayan sanatçı, eğitiminin hemen ardından solo performanslarına başlıyor.




Marina zaman içerisinde vücut sanatı akımının dünya üzerindeki en önemli temsilcilerinden birisi haline geliyor. Sanatı için vücudunu parçalıyor/parçalatıyor, nefessiz kalıyor, vücudunu buzlar içinde donduruyor hatta kendisini hafıza kaybına uğratıyor. İşine/sanatına duyduğu aşk kesinlikle tartışılamayacak kadar büyük.




Performans sanatına başladığı ilk yıllarda sanatında yoğun bir şekilde Yugoslavya’nın savaş sonrasındaki baskıcı kültürüne karşı oluşturduğu tutumu görmek mümkün. Kendisine dair çekilen belgesellerde sanatının yanı sıra sempatik tavırları ve rahatlığıyla beğenileri üzerine topluyor, gençlere verdiği tavsiyelerle hayran kitlesini arttırıyor.




Gelelim asıl mevzuya...

Ulay ve Marina 1975-1989 yılları arasında çok büyük bir aşk yaşıyor ve birlikte oldukları bu 14 yıl içerisinde birbirinden farklı, sıra dışı ve tehlikeli performansı birlikte yapıyorlar. İkilinin en büyük hayali Çin Seddi’nde bir performans yapabilmek fakat bunu izin problemi sebebi ile uzun bir süre erteliyorlar. En sonunda izin almayı başaran çift gitme hazırlıkları esnasında “ufak” dedikleri bir problemle karşılaşıyor. Marina, Ulay’ın kendisini aldattığını öğreniyor ve dahası aldattığı kadın hamile. Bu durumu olgunlukla karşılayan Marina, hamilelik durumundan dolayı ilişkisini bitirme kararı alıyor. Fakat birbirlerine karşı çok büyük bir aşk besleyen çift hayallerini gerçekleştirmeden ayrılmak istemiyor, Çin Seddi’ne doğru yola çıkıyorlar.




Aldıkları karara göre ilişkilerini ruhani bir yolculukla sonlandırmak isteyen çift, Çin Seddi’nin iki ucundan birbirlerine doğru yaklaşık 6000 km yolu 90 günde yürüyor ve birleştikleri noktada ilişkilerine son vererek kendi yollarına bakıyor, bu ayrılık üzerine bir daha görüşmüyorlar. Ulay diğer kadınla evleniyor, Marina solo performansına dönüyor..




Ta ki.. 21 yıl sonrasına kadar.

2010 yılında Marina Abramoviç New York MoMa (Museum of Modern Art)’da The Artist is Present adında bir Performans gerçekleştiriyor. Bu performansında Marina Kendisi için hazırlanan bir masa ve iki sandalyeden oluşan sahnede bir sandalyede oturarak hiçbir şey yemeden -hatta tuvalete dahi gitmeden- sabahtan akşama kadar toplamda 736 saat sürdürüyor. Performans sırasında karşısındaki sandalyesine isteyen seyirci oturabiliyor ve Marina oturduğu süre boyunca seyircinin gözünün içine bakıyor. Karşılıklı bakışma genellikle seyircinin ağlamasıyla son buluyor.




Ayrılıklarının üzerinden 21 yıl geçmişken, nedeni bilinmez bir şekilde Ulay çıkıp geliyor, oturuyor karşısına Marina’nın. Aradan bunca yıl geçmiş olmasına rağmen başını kaldırdığında karşısında Ulay’ı gören Marina bu sefer göz yaşlarına yenik düşüyor. Marina’yla beraber bütün seyirciler yoğun duygular yaşıyor, pek çoğu ağlıyorlar.




Marina bu bir dakikalık bakışma sırasında ne yaşadı, neler düşündü bilinmez ama Ulay ve Marina’nın tek bir kelime dahi etmeden gözleriyle yaptıkları konuşma, olgunlukları, anlayışları, acıları gözler önüne yansıyor. Belki de insanlık bu performansın sonunda bu hayatta görülebilecek en anlamlı mimikler ve en anlamlı göz iletişimine şahit oluyor.





O günlerde Çin Seddi’nde karşılıklı bir şekilde ayrılığa doğru yürürken ne hissettiler bilinmez ama gerçek bir veda edemedikleri kesindi. Bu kadar büyük bir aşk elbette bir vedayı hak ediyordu ve aşkları muhteşem bir finalle sonlandı.




Onların bu bakışma sırasında yaşadığı yoğun duygular, sözsüz konuşmalar, özürler, göz yaşları orada onlarla beraber duygulanan pek çok insanı ağlattığı gibi beni de ağlatıp hayatımdaki birçok durumu sorgulamaya itmişti. Umarım sizin için de bir dönüm noktası niteliğine gelir. Ne olursa olsun, nasıl biterse bitsin, her aşk gerçek bir finali hak eder.








Kaynak: www.sanatkaravani.com

Ulay Kimdir?



Gerçek adı Frank Uwe Laysiepen olan 1943 doğumlu Alman sanatçı, anolog fotoğraf ve Polaroid ile yaptığı çalışmalarla 60’ların sonları ile 70’lerde en aktif yıllarını yaşamıştı. 



1943 yılında Almanya’nın Solingen şehrinde dünyaya gelen Ulay Ljubljana’ya taşınmadan önce Amsterdam’da yaşadı ve çalıştı. Polaroid sanatı ve uzun süredir eşlik eden Marina Abramović ile ortak performans sanatıyla uluslararası tanınırlık kazanan Ulay, Slovenya, Amsterdam ve Ljubljana, Slovenya merkezli bir sanatçı.



1975-1989 yılları arasında özel hayatlarında da birlikte olan ikili, 14 yıl boyunca sanat tarihine geçen birbirinden farklı, sıra dışı ve tehlikeli performansa imza atmıştı.







Kaynak: www.hurriyet.com



Ulay'a Veda...



İlk defa bir blog yazımı yazarken nasıl başlayacağımı bilemedim ve zorlandım. Bu kez diğer yazdıklarımdan çok farklı olacak. Marina Abramovic'in işlerine, disiplinine, tavrına, tarzına ve kendine olan hayranlığımı her fırsatta dile getiririm. Yanı sıra Ulay'la olan ilişkilerini dramatik bulmama rağmen beraber yaptıkları performansları inanılmaz bulurum. Performans sanatı bana bu ikili ile anlamlı gelmişti, sonrasında bu sanata ilgim artmıştı. Aynı zamanda bana ilham kaynağı da olmuşlardı, çalışmalarıma dahil etmiştim. Çok sevdiğim performansın öncülerinden olan bu ikiliden Ulay dün hayata veda etti. Bunun üzerine ne yazabilirim bilmiyorum. Sadece bu yazıyı bitirip hala tanımayanlar varsa diye Ulay'ı tanıtmak ve bu ikilinin hikayelerini paylaşmak istiyorum.