İzleyiciler

paris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
paris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2017 Cuma

EDVARD MUNCH'IN "ÇIĞLIK"I

Edvard Munch'ı çoğu insan 'Çığlık' isimli eseriyle tanımaktadır. Edvard Munch'ın bu tablosu "Modern sanatın simgesi ve çağımızın Mona Lisa'sı" olarak adlandırılıyor. Pek çok yerde karşımıza çıkan bu eser, yetişmekte olan dışavurumculuğa meraklı pek çok ressam için ilham kaynağı. Peki bu resimde neler oluyor? Mesela gökyüzü neden bu halde ve erimekte olan bir muma benzeyen bu kişi neden dehşet içinde? Bu eserin hikayesi şöyle..


Çığlık tablosu, 119 milyon 922 bin 500 dolara (yaklaşık 321 milyon TL) satılarak müzayede yoluyla satılan en pahalı eser olarak tarih geçmiştir.  1895 yılında yapılan tablonun sanat tarihinde orijinal adı Boğuntu’dur. Birçok eleştirmene göre Edvard Munch’un en önemli çalışmasıdır. Resmin orijinali 84 cm x 66 cm boyutlarındadır. Resimde ön planda ızdırap çeker gibi görünen bir figür, arka planda ise Ekeberg tepesinden Oslofjord’un görünümü yer alır; Oslofjord göğü kan kırmızısı rengindedir. 

Edvard Munch, daha sonraları resimden bir litograf (taş baskı) da yapmıştır. Resim özellikle modern kültür ve sanatta büyük bir öneme sahiptir.


Oslo’da ressamla aynı adı taşıyan Munch Müzesi’nde sergilenirken, Ağustos 2004'teki bir soygunda çalınmıştır. Çalındıktan iki yıl sonra 31 Ağustos 2006 tarihinde ise bulunmuştur.



ÇIĞLIK TABLOSUNUN HİKAYESİ

Edvard Munch'un günlüğüne göre tabloyu Nice'den etkilenerek yapmıştır. Ressam günlüğünde anlattığına göre iki arkadaşıyla yürümektedir, bu sırada ise güneş batmaktadır ve kan kırmızısı rengindedir. Ressam kendini yorgun hissetmiş ve trabzanlara yaslanmıştır. İki arkadaşı ise yürümeye devam etmiştir. Ressam bu sırada doğanın çığlığını hissettiğini günlüğünde dile getirir. Ressam bu resmi yaparken hastadır ve bu yorgunluğunun oradan geldiği düşünülür. Amerikan sanat tarihçisi Robert Rosenblum'a göre bu resimdeki insan figürünün yüzü Paris'teki Musée de l'Homme'da bulunan Peru'dan gelmiş olan mumyanın yüzünden etkilenerek yapılmıştır.


RESSAM EDVARD MUNCH KİMDİR?

Edvard Munch (1863-1944) özellikle Çığlık isimli tablosuyla tanınmış Norveçli ekspresyonist ressamdır. Ruhsal ve duygusal konuları işlediği resimleriyle tanınmıştır. Alman dışavurumculuk akımının gelişmesine önemli katkıları oldu. Başlangıçta resimlerinde egemen olan içe dönük ve karamsar havanın yerini, yaşamının son yıllarına doğru yaşama sevinci almıştır. Hayatın Frizleri adlı serinin bir parçası olan Çığlık (1893; ilk adı ile Umutsuzluk), tablosunda Munch hayat, aşk, korku, ölüm ve melankoli gibi öğeleri işledi. Diğer pek çok eserinde olduğu gibi bunun da birçok versiyonunu yaptı. 1994 ve 2004 Yıllarında iki versiyon çalındı, her ikisi de tekrar bulunmuştur.

2012 yılının Mayıs ayında Çığlık tablosu 119.9 milyon dolara satılarak, açık arttırma yoluyla satılan en pahalı sanat eseri olarak tarihe geçti.




Kaynak: www.hurriyet.com.tr
               izinsizgösteri

6 Ocak 2017 Cuma

IŞIĞIN RESSAMI FELIX ZIEM İSTANBUL'DA..

Venedik ressamı diyede bilinen Felix Ziem'i ben Pera Müzesi'ndeki sergisinde tanıdım. Mükemmel resimleri ve olağanüstü desenleriyle insanı büyüleyen Ziem'in ilgimi çeken yönlerinden biride gerçek bir İstanbul aşığı oluşu. 10 Kasım 2016'da ziyarete açılan sergi 29 Ocak 2017'ye kadar devam etmekte.. Eğer hala görmediyseniz bu sergiyi kaçırmayın derim.. :)



Félix Ziem, Paris’te Tuileries’de düzenlenen 1849 Salonu’nda üç yağlıboya ve üç suluboya resim sergilediğinde bunlardan biri de Boğaziçi’nde Manzara’ydı. Sanatçının İstanbul’la ilgili bu ilk tuvalinde fotoğraflardan esinlendiği düşünülür. O yıllarda Doğu’ya olan ilgi, babasının Doğulu oluşu, yeni esin kaynakları, yeni ışık ve manzaralar arayışı onu bir Doğu gezisi yapmaya iter.

Bu fikrini Kırım olayları yüzünden ancak 1856 yazında gerçekleştirebilir. Ziem, 1855 yılında kaleme aldığı günlüğünde İstanbul’a gelme tasarısı ile ilgili, “bu yolculuğun belirgin ve güçlü biçimlerin yoğunluğuyla ışıl ışıl resimler yapma dileğimi de destekleyeceğini umuyorum” notunu düşer.




18 Temmuz 1856’dan 18 Eylül’e dek iki ay boyunca, çoğunlukla Pera bölgesindeki tepelerde yaşar. Küratör Frédéric Hitzel, Ziem’in İstanbul’da kaldığı sürece kaç desen yaptığı tam olarak bilinmese de, Martigues’deki Ziem Müzesi’nde korunan 43 defterden ikisinin Türkiye’yle ilgili olduğu bilgisini verir.

Sanatçının Doğu yolculuğu bununla sınırlı kalmaz, sırasıyla İzmir’e, Rodos’a, Beyrut’a, Şam’a, İskenderiye’ye, Kahire’ye, Mısır’a ve İskenderiye’ye gider. Son olarak Yunanistan ve Sicilya üstünden Fransa’ya döner. Doğu Akdeniz yolculuğu toplamda beş ay sürer. Bu yolculuk onda kalıcı bir iz bırakır; tüm bu izlenimler ve ilk elden bu anılar Ziem’in tüm yaşamı boyunca başvuracağı bir görsel dağarcık oluşturur.




Fransa’ya dönerken günlüğüne şöyle yazar: “Ah ah! Gördüğüm şeyleri nasıl anlatabilirim ki. Doğu bütünüyle gözlerimin önüne serilmişti. Gören ve derinden etkilenen kişi asla unutmaz. Onca zamandır aradığım şeyi, bana resmi ve sanatı candan sevdiren sevimli doğayı buldum sanırım!”

Henüz hayattayken eserleri Louvre Müzesi’ne kabul edilen ilk sanatçı, sonraki kuşakları da derinden etkilemiştir.














Kaynak: www.indigodergisi.com


3 Temmuz 2016 Pazar

METAFİZİK RESİM ANLAYIŞI VE "GIORGIO DE CHIRICO"

Öncelikler 20. yüzyılın en sıradışı sanatçılarından biri olan Giorgio de Chirico'yu tanıyalım..


Giorgio de Chirico Kimdir?

Yunanistan ve Floransa'da sanat eğitimi aldıktan sonra 1906'da Münih Güzel Sanatlar Akademisi'ne girdi. Burada Nietzsche ve Schopenhauer'in felsefelerini okudu, Arnold Böcklin ve Max Klinger'in eserlerini inceledi.

1909 yazında İtalya'ya döndü, önce Milano, sonra Floransa'ya yerleşti. Bu kentte "fizikötesi şehir meydanı" serilerine başladı. Haziran 1911'de Paris'e giderken Turin'de birkaç gün geçirdi. Bu kentin tonozlar ve piazzalardan oluşan yapısı, "fizikötesi" atmosferi, Chirico'yu çok etkiledi. Paris'te düzenlediği sergiler Pablo Picasso ve Guillaume Apollinaire tarafından fark edildi. Yine bu sıralarda resimleri satılmaya başlandı.

I. Dünya Savaşı'nda İtalya'ya döndü. Savaştan sonra eserleri tüm Avrupa'da sergilenmeye başlandı. 1924'te ilk eşi Rus balerin Raysa Gurieviç ile evlendi. 1928'de New York ve Londra'da sergiler açtı. 1930'da ömür boyu evli kalacağı ikinci eşi yine Rus olan Isabella Pakszwer Far ile evlendi. Birlikte İtalya'ya yerleştiler.

Chirico, en çok 1909 - 1919 arasındaki "fizikötesi dönem" eserleriyle ve bu eserlerde yarattığı duygu atmosferiyle tanınır. Ressam bu dönemin başında, parlak bir Akdeniz güneşinde yıkanan şehir manzaralarını konu almıştır, sonlara doğru ise tıkışık depolardaki manken benzeri hibrid figürleri konu etmiştir. Chirico ilerleyen yıllarda metafizik konuları bırakarak daha gerçekçi bir resme yöneldi. Ancak sonraki dönem resimleri metafizik dönemdeki kadar başarılı bulunmadı.

Chirico, 1925'te Fiziköteci Hebdomeros adlı bir roman yayımladı. Kardeşi Andrea de Chirico da Alberto Savinio adıyla tanınan bir ressam ve yazardır.



Düş ve bilinçaltı patlamalarına dayanan, savaşın getirdiği yalnızlık ve huzursuzluk ortamının etkilerini gerçeküstü bir tutumla yansıtan Metafizik Resim (Fizikötesi Resim), genel anlamda bağlam ve nedenler üzerinde durmaktadır. 1917 yılında biraraya gelen Carlo Carra (1881-1966) ve Giorgio de Chirico (1888-1978) isimli İtalyan ressamlarca başlatılan akım İtalyanca'da Pittura Metafisica ismiyle yer almaktadır.

Metafizik resimlerde genellikle abartılmış bir perspektifle sonsuzluğun ifadesi bulunmaktadır. Boş meydanlar, kentler bazen bir insan figürüyle resmedilirken bazen de kuklayı andıran hareketsiz (cansız kukla ifadesi, yüzsüz) insanlarla resmedilmiştir. Bu tasvirler yalnızlık, sonsuzluk, sınırsızlık duyguları uyandırırken eserlerde soğuk, solgun bir ışık, gri ve kahverengi renkler melankolik bir görünüm vermektedir. Fütürizmin dinamikliğine karşı (bknz: Carra 1920 öncesinde naturalizm ve fütürizm ilgili,Chirico ile tanışınca metafizik çalışmalara yönelir) olarak doğan akım kübist, arkaik (ilkel,primitif) öğeleri resimlerde kullanarak düş dünyasına girmiştir. 1922 yılından itibaren İtalyan sanatında çığır açan Fizikötesi Resim 1920'lerin ortasına kadar yaşamıştır. Giorgio de Chirico 1930'larda daha gerçekçi resimler üzerine yoğunlaşmış fakat metafizik dönemindeki kadar başarılı olamamıştır. 1930'lardan sonra klasik üsluba yöneldiği ve eski üslubunu terk ettiği için eleştirilmiştir. Chirico eserleri ve metafizik resim için, “Benim tuvallerimde, yıkımları haber veren bir sessizlik ve silinip yok olan ışıklar içinde gerçekdışı, tasarlanmış sahneler görülür. Fizikötesi dönemimde benim için gerçeklik, tüm öteki şeylerdi; Kimi kez bir özlem olgusu, kimi kez nedensiz bir can sıkıntısı” demiştir. Eserleri kendinden sonraki sürrealist (gerçeküstü) ressamları da etkilemiş ve "büyük öncü" olarak tanınmasını sağlamıştır. 









Kaynak: 
www.wikipedia.com
www.birgunbiryerde.blogspot.com

2 Temmuz 2016 Cumartesi

MONET VE İZLENİMCİLİK

Monet, benim de sevdiğim sanatçılardan biri.. Kendine özgü üslubu, üstadı diğer sanatçılardan farklı kılıyor. 2012 yılında İstanbul Sabancı Müzesi'nde sergisine gidip eserlerini görme fırsatı bulmuştum. Eserlerini yakından gördüğüm bir sanatçıyı paylaşmamak olmaz.. :)


                  CLAUDE OSCAR MONET (PARİS 1840 – GIVERNY 1926)   

          Paris’te doğan Monet çocukluğunu babasının çalıştığı Le Havre’da geçirir. Monet Le Havre'da ortaokula başladı. Derslerde kitap kenarlarını süslüyor ve öğretmenlerin karikatürlerini çiziyordu. Çizdiği karakalem karikatürleriyle çevresinde tanındı. İlk çizgi derslerini, Jacques-Louis David'in öğrencisi olan Jacques-Francois Ochard'dan aldı. Bu dönemde çizdiği karikatürleri bir dükkânın vitrininde sergiledi. Dükkânı işleten ilk ustası olan Eugene Boudin ile tanıştı. Boudin, ona karikatür çizmeyi bırakıp sadece, “görmeyi, çizmeyi ve boyamayı öğrenmesini,” tavsiye etti. Monet'e yağlı boya kullanmayı ve açık ortamlarda resim tekniğini öğretti. 
          Annesini kaybeden sanatçı 16 yaşındaydı, okuldan ayrıldı ve dul teyzesinin yanına yerleşti. Yaşadığı kasabadan Paris'e giderek sanat dünyasının içine girdi, ileride İzlenimcilik'in öncüleri olacak ressamlar Camille Pissarro, Frederic Bazille, Alfred Sisley, Aguste Renoir ve Edouard Manet ile tanıştı.  
          1870 Camille Doncieux ile evlendi. Eşini 2. çocuğunu doğururken kaybetti. 1892’de Alice Monet ile evlendi. Alice, Claude Monet ve çocuklar 1881'de Poissy'e, 1883'te Vernon'a taşındılar ve son olarak Mayıs’ta Giverny'e yerleştiler. Monet, burada bir ev ve bahçe kiraladı. Geri kalan ömrünün büyük kısmını sonradan satın aldığı bu yerde yeşerttiği bahçeyi resmederek geçirdi.  
          Monet, 1923'te katarakt sebebiyle iki kez ameliyat olmuştur. Katarakt olduğu süreçte yaptığı resimlerin genel olarak kırmızı tonlarda olduğunu görürüz. 
Monet 86 yaşındayken akciğer kanseri nedeniyle ölmüştür. 

          İzlenimcilik 19. yüzyılda Fransa'da ortaya çıkan ve bütün sanat dallarını, özellikle resmi etkileyen akım. Doğadaki unsurların kişinin içinde yarattığı izlenimleri, duygusal izleri yansıtmayı hedefler. Bu akım içerisinde yer alan sanatçılar, doğayı objektif bir gerçek olarak değil, kendilerinde yarattığı izlenimi resme aktarırlar. 
          Resimde izlenimcilik, özellikle ışık ve renkten kaynaklanan görsel izlenimleri yansıtmayı hedefler. Resmedilen nesnelere veya olaydan çok günün belirli bir zamanına özgü ışığın sanatçı üzerinde yarattığı izlenimlere önem verilir. Akımın öncüleri Claude Monet ve Camille Pissarro'dur 
          İzlenimcilere göre sanatçı doğrudan doğruya gerçeği değil, gördüklerinin kendisinde uyandırdığı duygu ve düşünceleri esas almalı, gerçekçiliği ve nesnelliği ikinci plana atarak, kişisel yorumu ön plana çıkarmalıdır. 

                                         Resim 
        
       İzlenim (gün doğumu) 
       
        1873 tarihli bu küçük resim (48x63,5cm), günümüzde musee marmottonPariste bulunmaktadır ve monetin en bilinen eserinden biridir. Sanatçı burada şafak sökerken Le Havre limanını betimlemiştir.  
          Bu çalışma grubun 1874 yılında düzenlenen ilk sergisinde yer alır. Eleştirmenler belirsiz buldukları resme daha sonra gruba adını verecek izlenim adını verirler. Resmin perspektifinde temel bir unsur olan ve ön planda görülen teknenin belli belirsiz hatları dışında, bütün manzara puslu ve soluk bir gündoğumundan ibarettir. Monet genellikle eskizler üzerinde çalışırdı ama bu resmi bir seferde yaptığı düşünülmektedir.  
         Güneşi portakal renginde, puslu gökyüzünde ve suyun üzerinde yansımasıyla görmekteyiz. Güneş sarı ve turuncunun etkisiyle yoğun ve zengindir. Sanatçı suyun üzerine attığı kısa fırça darbeleriyle akıntı izlenimini yaratmıştır. Arka planda ise dumanı tüten bacalar ve gemilerin yelken direkleri belli belirsiz fark edilir. Öndeki üç kayık deniz sakinken yapılmış olmalıdır. Monet resimsel içerikle değil daha çok ışığın değişen niteliğiyle ilgilenmiştir.     
        
                                                  Resim 
                
          Rouen katedrali ön cephe ve kule (sabah izlenimi) 

          Monetin büyük rouen katedrali dizisi, 1892-93 yıllarında yapılan 30 civarında resimden oluşmaktadır. Rouen katedrali'nin gotik cephesi üzerinde değişen ışık etkilerini yakalamak için otuz defa resmetmiştir. Işığın anlık etkilerinin biricikliği yakalamak isteyen sanatçının tek bir günde 14 resim yaptığı olmuştur. Rosary müzesinde bulunmaktadır. 
          Sabahın erken saatlerini anlatacak şekilde lacivertler, açık maviler ve sarılar kullanılmıştır. Güneş katedralin üzerine çaprazlama düşerek, monet’i daha az sarı kullanmaya itmiştir. Resim üzerinde yeterince çalışamadığını düşünen sanatçı rouen tablolarını Giverny’deki stüdyosunda tamamlamıştır. Bu detayda katedralin ön cephesinin orta bölümü görülmektedir. Monet, yazdığı mektuplarda çalışma yönteminden şu şekilde bahseder:” .. Her gün, daha önce görmediğim bir şeyler bulup ekliyorum… Bu katedralin resmini yapmak ne zor!…Uğraştıkça, hissettiklerimi yansıtmak için daha çok didiniyorum … 

                                                  Resim 

         Nilüfer havuzu 

         1904 tarihli resim günümüzde Orsay (Paris) müzesinde bulunmaktadır. Bahçesindeki küçük havuzda yetiştirdiği nilüferler ona yeni bir esin kaynağı oldu. 20 yıldan uzun bir süre bu nilüferler bazen puslu, bazen berrak bir atmosfer içinde tuvallerinde yer aldı. Monet’in erken dönem nilüferlerinden olan bu resimde, kalın bir şekilde uygulanan renkler, yumuşak ve inceliklidir; ışık ve gölge dikkatle dengelenmiştir.  
         Yapraklar çiçekleri açık bir el gibi tutmaktadır. Bembeyaz nilüferler yeşil gölgelerin içinde parlamaktadır. Etraflarındaki aydınlık, havuzun derinliğini ortaya çıkararak çiçeklerin sudaki yansımalarıyla karşıtlık yaratır. Çiçeklerin yanı sıra suda günışığını süzen gökyüzünü, ağaçların dallarında esen rüzgârı, günün her saati değişen incelikli farkları da gözler önüne sermiştir. İzleyiciyi kompozisyonun odak noktasına yoğunlaştıran ve onların renklere yoğunlaşmasını sağlayan kareler kadar dairesel kanvasları da kullanmıştır. Resmin sağ tarafını kaplayan bu bölüm de siyahlar ve yeşiller bir araya gelmiş ve uzaktan bakıldığında bir bütünlük oluşturmuştur. 

                          Resim           

         Vetheuil 

         1901 tarihli resim Puşkin müzesinde(Moskova) bulunmaktadır. Seine nehri üzerinde bulunan vetheuil köyüne adanmış bir dizinin parçasıdır.  
         Teknenin ve teknedeki iki kişinin resmedilişi, izlenim tablosundaki teknelerden bir hayli farklıdır. Burada renkler minik fırça darbeleriyle uygulanmış, neredeyse uçucu bir etki ve doku yaratmıştır. Monet’in binalar ve çatılar, bitkiler ve katedral gibi farklı unsurları resminde bir araya getirmesi son derece ilgi çekicidir; kırmızılar, turuncular, beyazlar, yeşiller ve maviler kısa ve hızlı fırça darbeleriyle uygulanmıştır. Böylece ortaya mükemmel bir vetheuil manzarası çıkmıştır. Mimari özellikler ve toprağın dokusu yeşil, mavi ve kırmızının farklı tonlarıyla, izleyiciye, ışığın altında değişen renk izlenimlerini gösterme amacıyla betimlenmiştir. Sanatçı burada, manzarayı suyun yüzeyindeki sürekli değişikliği, küçük dalgaları araştırdığı bir arka plan olarak kullanmıştır. Nehir yatağının yeşil gölgeleri kayboldukça renkler biraz daha yumuşayarak pembelere ve kırmızılara dönüşmektedir.  

     Resim 
         
Kırda kahvaltı 

         1865–66 yılları arasında yapılan resim 130x181 ebatlarında Puşkin müzesinde(Moskova) bulunmaktadır. İsmi ve konusuyla manet’nin resmine atıfta bulunur ama monet daha gerçekçi bir düzenleme yapmaya çalışmıştır. Zarif ve güzel burjuva hanımlar, manet’nin Parisli çıplak güzeli kadar arsız değiller. Manet’nin resmiyle arasındaki benzerlik çok açıktır. Monet ona hayran olmasına karşın, resmine doğal boyutlarda on iki figür yerleştirerek meslektaşını geçmeye çalışmıştır.  
         Resimde ormanlık alanda kahvaltı yapan figürler resmedilmiştir. Camile ile monet’nin arkadaşı bazille ağaçların ortasında, ressama saatlerce poz vermişlerdir. Günışığı, yerdeki yaygının ve giysilerin üzerine düşerken, serin gölgeliği canlandıracak manzarayı genel olarak aydınlatmaktadır. Işıkla yıkanmış resimde bazıları hareket halinde, doğal büyüklükteki figürler, gerçek bir anın belgesi hissini verir. Sarılar yeşillerin arasına serpiştirilmiştir. Yaprakların arasından süzülen günışığı da aynı şekilde düzensizdir.  







        KAYNAKLAR; 

  • Sanat Tarihi Ansiklopedisi / Cilt IV _______________________Görsel Yayınlar, 
  • Felsefeni Işığında Modern Resim  -  İsmail TUNALI _________Remzi Kitapevi, 
  • Empresyonizm  -  Marina Fetretti Bocquilon  ______________ Dost Kitapevi, 
  • Monet  –  Birgit Zeidler _________________________________Mini Sanat Dizisi, 
  • Monet  _______________________________________________Art Book, 
  • http://tr.wikipedia.org