İzleyiciler

eser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ekim 2014 Pazar

İki büyük üstad "Nazım Hikmet Ran ve Abidin Dino"

Mutluluğun Resmi Yanılgısı

Yıllardır doğru bilinen bir yanlışla yaşıyoruz. Çoğumuz Nazım Hikmet'in bir şiirinde yaptığı atıfın sonucunda Abidin Dino'nun "Mutluluğun Resmi" olarak bilinen resmi çizdiğini zanneder. Bu yanılgının gerçek hikayesini sizlerle paylaşmak istedim.



Güzin Dino - Nazım Hikmet - Abidin Dino

Nazım Hikmet Ran ve Abidin Dino


Varlıklı ailelerden gelme iki kişi olmanın dışında  biri dünyanın sayılı, ülkenin en iyi şairi Nazım Hikmet Ran öteki ülkenin en iyi ressamı Abidin Dino. Bu  iki sanatcı işçi sınıfının, yoksul  halk kitlelerinin durumunu kendilerine dert edindiler. Yapıtları ve yaşama bakışlarıyla ezilen ve sömürülenlerden yana taraf tutup ömürlerinin  bir kısmını hapishanelerde,  işkence tezgahlarında  ve sürgünde geçirdiler. 


Mutluluğun Resmini yapabilir misin Abidin?

Yıl 1961 Abidin Dino, Nazım Hikmet Ran ve çok sevdiği eşi Vera, Pariste bir otel odasında kaldıkları günlerden bir gün  Nazım Hikmet, gecenin bir yarısı eline kalemini almış o sırada uyuyan  eşi Veraya Saman Sarısı adlı, Varşova, Krakof, Pırağ, Moskova, Paris, Havana ve tekrar Moskova olmak üzere toplam altı şehirde bulunduğu süre içinde yazdığı uzun şiirin bir bölümünü yazıyor. Nazım ve Abidin, otel odalarının penceresinden Sen ırmağını gören çatı katındaki  pencerelerinin başında oturmuşlardır.  Şiirdeki; Abidin uçsuz bucaksız hızın renklerini döktürüyor.  mısrasından Abidin de bir yandan bir şeyler çizdiğini anlıyoruz.
Abidin Dinonun yaptığı resimlere hayranlığını;  Yüz elliye altmışın meydanlığında
suda balıkları nasıl görüp suda balıkları nasıl avlayabilirsem / öyle görüp öyle avlayabilirim kıvıl kıvıl akan vakıtları tuvalinde Abidin  belirtten Nazım, eşine itafen yazdığı Saman Sarısı adlı şiirinin içinde Abidin Dinoya çağrılarda da bulunmaktadır.

Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
İşin kolayına kaçmadan ama
gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
ne de ak örtüde elmaların
ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolaşan kırmızı balığınkini
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
1961 yazı ortalarındaki Küba'nın resmini yapabilir misin?
Çok şükür çok şükür bugünü de gördüm
ölsem gam yemem gayrının resmini yapabilir misin üstad?

Nazımın Dinoya bu soruyu sorması zannedildiği üzere, ressamın sanatını ispatlama sorgulaması değil, bu soru, gurbet hasreti çeken iki sanatçı arasındaki sıkı dostluğun getirisi olan bir diyalogun ürünü.  Esasında Nazımın Dinodan bir resim beklentisi yoktu. Belki o da biliyordu yakın arkadaşının ona vereceği cevabı. Abidin Dino, Nazım Hikmetin Mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin? sorusuna resimle değil de,  Nazım gibi şiirle karşılık vermişti. Çünkü Dinoda biliyordu  Buna da ne tual yeterdi; ne boya mısrasından  Nazımın sorusunun cevabının olmadığını. Mutluluğun resminin tuvallere sığmayacağını

Abidin Dino mutluluğun resmini yapmadı. Çünkü o da biliyordu ki, tek bir kare ile somutlaştırılamazdı mutluluk denen kavram. O mutluluğu sözcüklerle anlatma yolunu seçti. Yaşanmışlıklarının beraberindeki arzularının, hayallerinin içinde olduğu bir şiirle



Mutluluğun Resmi

Kokusu buram buram tüten
Limanda simit satan çocuklar
Martıların telaşı bambaşka
İşçiler gözler yolunu.
İnebilseydin o vapurdan
Ayağında Varnanın tozu
Yüreğinde ince bir sızı.
Mavi gözlerinde yanıp tutuşan
hasretle kucaklayabilseydim
seninle, bir daha.
Davullar çalsa, zurnalar söyleseydi
Bağrımıza bassaydık seni Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Başında delikanlı şapkan,
kolların sıvalı, kavgaya hazır
Bahriyeli adımlarla düşüp yola
Gidebilseydik Meserret Kahvesine,
İlk karşılaştığımız yere
Ve bir acı kahvemi içseydin.
Anlatsaydık
o günlerden, geçmişten, gelecekten,
Ne günler biterdi,
Ne geceler
Dinerdi tüm acılar seninle
Bir düş olurdu ayrılığımız,
anılarda kalan.
Ve dolaşsaydık Türkiyeyi
bir baştan bir başa.
Yattığımız yerler müze olmuş,
Sürgün şehirler cennet.

İşte o zaman Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Buna da ne tual yeterdi ne boya

Abidin Dino


Dianna Dengel

Doğru bilinen bir yanlış
  
Sıklıkla internette dolaşan mutluluğun resmi isimli tablo Abidin Dino'nun değil, Dianna Dengel'in tebrik kartıdır. Bu resimde Dengel, Amerika'da yaşayan bir köylü ailesini resmedilmiştir. Hayatı boyunca Amerika'nın kültürel yayılmacılığına karşı mücadele eden bir tarafın temsilcilerinden biri olan Abidin Dino'nun; gelecek nesiller tarafından, gerçekte çizmediği bir resimle hatırlanması acı verici bir olay.


Kaynak: www.cafrande.org

26 Ağustos 2014 Salı

'Pablo Picasso ve Guernica'sı

Pablo Ruiz Picasso'nun en ünlü eserlerinden biri olan ve yapıldığı dönemde yankı uyandıran tablosu 'Guernica'yı bilmeyen yoktur. Benim de hayranlıkla baktığım içerisine bir çok metafor gizlenen bu eserin hikayesini belki hala duymayanlar vardır diye paylaşmak istedim. Öncesinde tablo hakkında biraz bilgi edinelim. :)


Guernica, Pablo Picasso tarafından 1937'de yapılan, İspanya İç Savaşı sırasında Nazi Almanyası'na ait 28 bombardıman uçağının 26 Nisan 1937'de İspanya'daki Guernica şehrini bombalamasını anlatan, 7,76 m eninde ve 3,49 m yüksekliğinde anıtsal tablodur. Saldırı sırasında 250 ila 1.600 kişi hayatını kaybetmiş, çok daha fazla sayıda kişi de yaralanmıştı.

İspanyol hükümeti, Paris'teki 1937 Dünya Fuarı kapsamındaki Modern Hayatta Sanat ve Teknik sergisinin İspanya'ya ayrılan bölümünde sergilenmek üzere, Pablo Picasso'ya büyük bir duvar resmi sipariş etti. O sırada gerçekleşen hava saldırısından etkilenen Picasso, saldırıdan sonraki 15 gün içinde bu duvar resmini tamamladı. Tablo ufak bir dünya turu kapsamında çeşitli ülkelerde sergilendi ve beğeni topladı. Böylece İspanya'daki iç savaşa diğer ülkelerin ilgisi de çekilmiş oldu. Guernica, savaş trajedilerinin ve savaşın bireyler üzerindeki acı verici etkilerinin bir özetidir. Tablo zaman içinde, savaşın yarattığı trajedilerin anımsatıcısı, savaş karşıtı ve barış yanlısı düşüncelerin sembolü haline gelmiştir.




İkinci Dünya Savaşı'nda Nazi işgali al­tındaki Paris'te Gestapo, Picasso'yu canından bezdiriyordu. Picasso'nun evinde 'Guernica'nın fotoğrafını gören subay "Bunu siz mi yaptınız?" diye sordu. Picasso'dan gelen cevap tarihe imzasını attı "Hayır efendim, siz yaptı­nız!"



”İspanyol mücadelesi gericiliğin halka ve özgürlüğe karşı saldırısıdır. Benim bir sanatçı olarak bütün yaşamım gericiliğe ve sanatın öldürülmesine karşı sürekli mücadele ile geçti.” 

— Pablo Picasso —

Kaynak: tr.wikipedia.org    Görsel:www.oneonta.edu

23 Ağustos 2014 Cumartesi

Türk Kadın Ressamlar


Açılışın heyecanıyla ilk paylaşımım özel olsun istedim. :) Veee Türk resim sanatına değen naif ellerle başlamayı kendimce uygun gördüm. Paylaşırken benimde ilk defa öğrendiğim ve yeniden hatırladıklarım oldu. Umarım sizler içinde bu bilgiler yararlı olur. Keyifli okumalar...=)




Mihri MÜŞFİK (1886 - 1954)

1886 İstanbul doğumlu - Tahmini 1954 yılında ABD'de ölmüş.
İlk Türk kadın ressamıdır. Eğitimine İstanbul'da başlamış Roma ve Paris'te devam etmiştir. Papanın ve Atatürk'ün ilk portresini yapan sanatçı, İstanbul Kız Güzel Sanatlar Akademisi'nde ilk kadın öğretmendir. Fausto Zonaro'dan resim dersleri almış daha sonra Roma ve Paris'te özel atölye ve sanat okullarına devam etmiştir. 1914'te Inas (kız) Sanayi-i Nefise müdürlüğüne getirilmiştir. Daha sonra ABD'ye yerleşen sanatçı 1938-1939-1943 uluslararası sergilere katılmıştır. ABD'de öldüğü bilinmesine rağmen ölüm tarihi kesin değildir.
Sanatçı Mihri Müşfik'in, Fransa Louvre Müzesi ve Sakıp Sabancı Müzelerinde eserleri bulunmaktadır.







Müfide KADRİ (1889 - 1911)

1889'da doğan Müfide Kadri, küçük yaşta resim ve musikide gösterdiği kabiliyetle dönemin sanat üstadlarını hayrete düşürmüştür. Bu arada meşhur Osman Hamdi Bey resimlerini görünce gözlerine inanamamış ve gözü önünde resim yaptırarak Müfide Kadri'nin kabiliyetini görmüş ve ikna olmuştur. Müfide Kadri, Osman Hamdi'nin tavsiyesi ile bir süre Halil Paşa'dan ders almıştır. Çok genç yaşta ilk kadın resim öğretmeni olmuştur. Resim çalışmalarının yanısıra beste çalışmaları da vardır. Ancak çok genç yaşta (22 yaşında) 1911'de aramızdan ayrılmıştır. Yakın akrabası, ünlü müzisyen Rauf Yekta Bey tarafından Karacaahmet'teki mezarına özel bir mezar taşı yaptırılmıştır.








Belkıs MUSTAFA (1896 - 1925)
1896'da İstanbul'da doğdu. İnas Sanayi-i Nefise Mektebi'nin ilk öğrencilerindendi. Okuldaki başarısı farkedilince eğitim için Berlin'e yollandı. Oradaki eğitimini tamamladıktan sonra Türkiye'ye döndü. Ancak üstün yeteneği nedeniyle ikinci kez Berlin'e yollandı. 1925 yılında orada öldü.






Melek CELAL (1896 - 1976)
Tepedelenli Ailesi'nin kültürlü kızlarından biri olan Melek Ziya, 1896 yılında İstanbul'da doğdu. Sanayi-i Nefise'de ve yurtdışındaki Güzel Sanatlar Okulları'nda eğitimini tamamladı. Kıbrıs'ın tanınmış kişilerinden Celal Sofu ile evlilik yaptı. uzun yıllar İstanbulda Moda'da oturdu. İkinci evliliğini Almanya'nın ünlü doktorlarından Lampe ile yaptı. Melek Celal son yıllarını yerleştiği Münih kentinde geçirdi ve 1976 yılında orada öldü. Eski eserlere derin tutkusu dolayısıyla el işlemelerinden ve giysilerden oluşan geniş bir koleksiyonu vardı. Kitaplar ise, bir diğer merakıydı, Fransızca, İngilizce ve Almanca yayınlanmış kitapları da vardır.







Emine Fuat TUGAY (1897 - 1975)

Geniş kültür bilgisi ve İngilizce yazdığı Oxford tarafından basılan kitabı ile tanınan Emine Fuat, meşhur Mareşal Gazi Ahmed Muhtar Paşa'nın torunu ve ünlü Kumandan, Bakan ve Büyükelçilerden Mahmud Muhtar Paşa'nın kızıdır. 1897 yılında İstanbul'da doğdu. Resim eğitimini Zürih'te ve Almanya'da yaptı. Eşi, ünlü elçilerimizden Ahmet Hulusi Tugay'dı. Emine Fuat hayırseverliği ve özellikle de hayvanlara olan düşkünlüğü ile de tanınmıştı. Tarih ve sanat bilgisi, değişik kültürler ve insanlara olan alakası ile devletimizi de muhtelif ülkelerde olgunlukta temsil etmiş, değerli sefirelerimizdendi. 1975 yılında vefat etti.



Güzin DURAN (1898 - 1981)

Musiki ve hat sanatkârlarının soyundan gelen Güzin Hanım, 1898 yılında İstanbul'da doğdu. İnas Sanayi-i nefise mektebinin ilk öğrencilerindendi. Burada tanıştığı hocası Prof. Feyhaman Duran'la evlendi.
Az sayıda resim çalışması olmasına rağmen el işlemeleri ve Karagöz malzemelerinin koleksiyonu ile de tanınır. Güzin ve Feyhaman Duran çifti evlerini ve eserlerini müze olarak bağışladılar. 1981 yılında Güzin Duran aramızdan ayrıldı.







Nazlı ECEVİT (1900 - 1985)


Asker kökenli bir aileden gelen Nazlı Ecevit, 1900 yılında İstanbul'da doğdu. Babası Albay Emin Bey, büyükbabası Ferik Salih Paşa'dır. Annesinin babası ise padişah yaverlerinden Kirat Paşa'dır.
Nazlı hanım, meşrutiyet döneminde kızlar için açılan İnas Sanayi-i nefise mektebi'nin ilk öğrencilerindendi. Ankara ve İstanbul'da resim öğretmenliği yapmıştır. Her tarzı başarı ile fırçasına aktarmıştır. Mesleği ile ilgili derneklerde başkanlık yapmıştır. 1985 yılında vefat etti.
Manzara, portre ve ölü doğaları ile tanınır. 1922-1947 yılları arası verdiği aradan sonra tekrar resme başlamış. 1948-75 arası Devlet Resim ve Heykel Sergi'lerinin hemen hemen hepsine katılmıştır. Eserleri çoğunlukla yağlıboya, suluboya, pastel ve karakalemdir.





Fahrünnisa ZEİD (1901 - 1991)


Şakir Paşa ailesinden yetişen ünlü bir sanatkâr da Fahrünnisa Hanım'dır. 1901 yılında Büyükada'da Şakir Paşa Konağı'nda doğdu. Dame de Sion'dan sonra Sanayi-i nefise mektebi'ne girdi.
İlk evliliğini tanınmış yazar Edip İzzet ile yaptı. İkinci eşi ise Ürdünlü Prens Zeid'dir. Eşinin görevi dolayısıyla Avrupa'nın sanat merkezlerinde yaşama fırsatı bulmuş ve resim çalışmalarına aralıksız devam etmiştir. Kendi yaşamı ve sanatını anlatan bir kitabı da bulunmaktadır. 1991'de Ürdün'de vefat etti.
Lirizm ve romantizme dönük resimleriyle ve son döneminde yoğunlaştığı portreleri ile tanınmıştır.





Aliye BERGER (1903 - 1974)


İstanbul'un ünlü ailelerinden Şakir Paşa'nın son kızıdır. 1903 yılında İstanbul'da doğdu. Küçük yaşta keman çalışması ile musikiye yöneldi. Daha sonra resme yönelmesi, belki de yine ressam olan ağabeyinden kaynaklanmıştır. Bir konjurda birinciliği alan tablosu ile kendine özgü bir üne kavuştu. Eşi İstanbul'un tanınmış ailelerinin çocuklarına ve Osmanlı Sarayı'ndaki müzikseverlere özel dersler veren Macar kökenli virtüöz Berger'di. Yaşamlarını daha çok babasının adını taşıyan Büyükada'daki köşkünde sürdürdü. Son yıllarını, daha sonra kapısına plaketi konulan, Narmanlı Yurdu'ndaki dairede geçirdi. 1974 yılında aramızdan ayrıldı.
Dışavurumcu oyma baskıları ile tanınır. 1954'de Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneğinin açtığı yarışmada "Güneş" adlı kompozisyonu ile birincilik,1955'te de Tahran Biennalinde ikincilik almıştır.1951-54 arası oyma baskı tekniğini yaymak amacı ile, İstanbul manzaraları ve tebrik kartları da üretmiştir.





Sabiha BOZCALI (1903 - 1998)
1903 yılında geçmişi paşalarla dolu olan bir ailenin kızı olarak dünya'ya geldi. Dört ayrı ülkede resim eğitimi alan tek ressamımızdır. İlk olarak 16 yaşında Münih'e gönderildi. Yurda döndüğünde ise Sanayi-i Nefise mektebine gitti. Kazandığı burs ile 1930-33 yılları arasında Paris'te ressam Paul Signac'ın öğrencisi oldu. Yurda döndükten sonra Mısır'a davet edilerek sarayın duvarlarını süsleyen tablolar yaptı. Daha sonra Roma'da Papalık Müzesi'nde de aynı tarz çalışmalar yaparak ününe ün kattı. 1998 yılında aramızdan ayrıldı.







Hale ASAF  (1905 - 1938)


1905 yılında İstanbul'da doğdu. Soylu bir ailenin kızıydı. Anne ve babasının şiddetli geçimsizlikleri yüzünden evden uzaklaştırılarak, 16 yaşındayken Almanya'ya gönderildi. Annesi'nin İsviçre'de veremden ölümü üzerine bir süre İsviçre'de yaşam sürdü. Daha sonra yurda dönerek kısa bir süre İstanbul Güzel sanatlar Akademisine devam etti. Kısa yaşamı süresince meydana getirdiği çoğu eseri Fransa'da kaldığı için (eldeki verilerden yola çıkarak) tarzının Matisse görüş ve tekniğine bağlı kaldığını varsayabiliriz. Matisse'de olduğu gibi Hale Asaf da şematik, biçimleri fazla belirlenemeyen, kroki, niteliğinde bir desen, boya katları arasında sızan cizgileri örten parlak, az karışımlı renkler belirir. Hale Asaf'ın bir süre, Paris'te Jeune Europe Galerisinde çalıştığı da bilinmektedir.
Hale Asaf, Cumhuriyet Dönemi'nin ilk sanatçı topluluğu olan Müstakil Ressam ve Heykeltraşlar Birliği'nin kurucuları arasındaki tek kadın üyedir.
Fürumet TEKTAŞ (1912 - 1961)
Ünlü diplomat, Büyükelçi Suat Davaz'ın kızıdır. 1912 yılında İstanbul'da doğdu. Eğitimini Roma ve Paris'te müzik ve resim üzerine yaptı. 1938'de Türkiye'ye dönerek Afif Tektaş ile evlendi. Türkiye'de ilk Flarmoni Derneğini kurdu ve galeri açtı. Fürumet, 1961 yılında genç yaşta hayata veda etti.







Eren EYÜBOĞLU (1912 - 1988)

Anadolu insanının yaşamını işlediği resimleri ile tanınır. Yaş Güzel Sanatlar Akademisinden sonra Paris'e, Julien Akademisi'ne gitmiş, oradan sonra da André Lhote ile 4 sene çalışmıştır. Manet ve Cézanne'dan etkilenmiştir. 1936'da Bedri Rahmi ile evlenip İstanbul'a yerleşmiştir. Eren Eyüboğlu yapıtlarında foklorik özellikleri plastik değerlerle bütünleştirmiş, biçim olgunluğunu ve anıtsallığı yeğleyerek süslemecilikten kaçınmıştır. Eren Eyüboğlu resim yanında Mozaik çalışmaları da yapmıştır. Ankara Etibank, Mozaik Pano (1956) 4. Levent Mah. Konut duvarları. (1956-7) Ankara Cocuk Hastahanesi, Hacettepe (1955) İstanbul Manifaturacılar çarşısı. (1963-65) Cerrahpaşa Hastahanesi (1978) Haydarpaşa Göğüs Hastalıkları Hastahanesi için Mozaik Pano Kompozisyonları gerçekleştirmiştir










Şükriye DİKMEN (1907 - 2000)

Tek figürlü kadın ve genç kız portrecisidir. Genellikle kontrplak üzerine çizdiği, sınırları belli, iri gözlü, minyatürleri, Japon estamplarını hatırlatan kadın başları, yüzleri çevreleyen ovalleri, dış dünyaya açılmış birer aydınlık pencere gibi duran gözleri, ince boyunları, kavuşturulmuş elleriyle Şükriye Dikmen'in kadın figürleri, tartışılmış kişiliğinin ürünleridir.
Kaynaklar: www.arabulogren.com , www.istanbulkadinmuzesi.org, www.turkishpaintings.com