İzleyiciler

kübizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kübizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ağustos 2015 Çarşamba

"Picasso ve Woolf"

Bir Picasso tablosu önüne geçtiğinizde "Bu tablo bana ne anlatıyor?" sorusu çok komik kaçar. Asıl sormanız gereken "Ben bu tabloya ne diyebilirim?"dir. Ama diliniz tutulur. Picasso gibi Woolf da sıradan şeyleri, kişileri konu eder kendine. Büyük şeyler üzerinde değil, küçük, sıradan detaylar üzerinde durulur.

Zekiye Antakyalıoğlu


Pablo Picasso (1881-1973) ve çağdaşı olan Virgina Woolf (1882-1941) çok farklı sanat dallarıyla uğraştıkları halde, aslında aynı tavırla sanat eseri üretmiş iki büyük ustadır. Her iki sanatçı da modernist, izlenimci ve kübisttir. Kübizm üç boyutlu nesnelerin düz bir zeminde, bütünlükleri bozulmuş, parçalarına ayrılmış olarak temsilini ifade eden sanat akımıdır. Parçalar, bazen üst üste, bazen iç içe, bazen de birbirinden kopuk olarak resmedilirler. Kübizm aslında yirminci yüzyılın  başlarında ortaya çıkan bir sanat akımıdır ve Picasso bu akımın öncülerindendir. Modernist dönemin, ifadecilik, izlenimcilik, gerçeküstücülük, varoluşculuk sembolizm gibi tüm alt başlıkları, aslında bir tek şeyi vurgulamak içindir: Bakış açılarının değişkenliği sebebiyle ortaya çıkan göreceliği. Modernizm, realizme, yani dış gerçekliği nesnel bir şekilde, olduğu gibi temsil etme eğilimine karşı bir akımdır. Antirealisttir ve amacı içe dönmektir. Modernist ressamlar ruh hallerini çizerler. Öznel tecrübelerini, algılama biçimlerini ifade etmeye çalışırlar. Brecth, natüralizm ve realizm arasındaki farkı anlatmak için şu eğretilemeyi kullanır: "Natüralist sanatçı bir kişiyi alır ve onu, bir ağacı yoldan geçen birine gösterir gibi anlatır, realist  sanatçı ise bir kişiyi alır ve onu, bir ağacı bir bahçıvana gösterir gibi anlatır." Her iki sanat akımı da gerçekliği sabit bir şey gibi göstermeye, onu parmakla işaret etmeye çalışır. Ama modernizme gelindiğinde durum farklılaşır. Artık 'ağaç' adı verilmiş bir resmin içinde hiç ağaç bulunmayabilir. Çünkü ressamın amacı ağacı değil, ağacın onda bıraktığı izlenimi çizmektedir. Gerçekliği parmakla işaret etme dönemi bitmiştir ve artık gerçeklik sadece ima edilen bir şey haline gelmiştir. Bu haliyle yorumlamaya çalışan, dış dünyayı olduğu/olması gerektiği gibi temsil eden realist veya klasik sanat eserlerine bakıp, zaten temsil ettiği fotoğrafı çekilmiş kadar benzemiş olan resimden haz alan sanatseverler için düpedüz bir tokattır.









Kaynak: ARTİSTmodern

19 Nisan 2015 Pazar

Mutluluğun Resmini Yapan Sanatçı: Britto

"Benim işlerim insanlara mutluluğu hissettiriyor. Ve bence mutluluk sanıldığı gibi yüzeysel bir duygu değil, daha fazlası var aslında mutluluk yaşandığında çok daha derinlerde yaşanan bir duygu..." diyen; Ressam Romero Britto Miami'nin en popüler sanatçısı...




Onun işleri sanki Miami'nin simgesi gibi... Resimleri mutlu, hatta çocuksu, çoşkulu ve rengarenk... Britto'nun tuvalindeki desenler çizgi roman karakterlerini anımsatıyor. Resimleri, billboardları, tasarladığı heykeller Miami'nin dört bir yanını süslüyor. Havaalanında başlayan karşılama Miami sınırları boyunca devam ediyor. Üniversitelerin girişinde onun sempatik heykelleri var hatta belediye binalarının önünde bile onun resmettiği neşeli koca minyatürler var. Miami'de yapılan Uluslararası Film festivali dahil olmak üzere tüm festival ve etkinliklerin logolarını tasarlayan tek isim tartışmasız Britto...




Pozitif enerjisi, capcanlı renkleri, pop konuları, çarpıcı kompozisyonları ve samimi kişiliği onu çağımızın en popüler "Pop artist",yaptı... Politikacılardan, Hollywood yıldızlarına, ünlü sporculardan müzisyenlere kadar pekçok popüler isim ona bayılıyor. Diğer yandan bazıları onu çok basit ve ticari buluyor ve yaptıklarının sanat olduğunu kabul etmiyor. Zamanında Andy Warhol'a yapılan eleştiriler şimdilerde Britto'ya yapılıyor kimi çevrelerce...




1963 yılında Brezilya'da doğan Britto'nun resimle tanışması ağabeyinin eve ünlü ressam Toulouse Lautrec'in kitaplarını getirmesi ve kardeşine tanıtmasıyla oluyor. Beş yaşından itibaren sanat onun için bir kaçış bir özgürlük alanı oluyor. Her bulduğu satıhı, hatta bazen gazete kağıtlarını bile tuval olarak kullanıyor Britto... Resim yapmak onda her gün çoğalan bir coşku yaratıyor; bu aşk onun ergenlik ve ilk gençlik yıllarında da çoğalarak devam ediyor. Fakat o zamanlar para kazanması için "ciddi" işler yapması gerektiğine inanıyor Britto... Bu nedenden dolayı üniversitenin Hukuk bölümünde okumaya karar veriyor, genç Romero bilmiyordu ki; resme ve sanata olan muthiş dürtüsü, pozitif enerjisi ve yaratıcılığı onu hem varlıklı, hem de çok popüler yapabilirdi...




20 yaşında ülkesi Brezilya'yı geride bırakıp Avrupa'ya taşınması onun kariyerinin çıkış noktası oluyor. Ünlü üstatların yaşadığı topraklarda Paris'de sergiler açıyor, kişilere özel şovlar, workshoplar düzenliyor. İnanılmaz gayreti ve üretimi onu Amerika'ya Latin halkının; Güney Amerika'nın başkenti! İlan ettikleri, Miami'ye taşıyor. Ve Miami'de South Beach, Lincoln Road'da halen aktif olan galerisini açıyor ressam Romeo Britto. Birkaç yıl yoğun bir şekilde sergiler ve tanıtımlarla geçerken sonunda ünlü sanatçı hayatını değiştirecek bir başarıya imza atıyor. 89 yılında ünlü Absolut Vodka Andy Warhol and Keith Haring'in ardından reklam kampanyası için Romeo Britto'yu seçiyor... Bu reklam kampanyası onun sanatını ve ismini milyonlara ulaştırıyor.. Britto'nun, Absolut Vodka için hazırladığı ve Londrada sergilediği reklam panosu kocaman bir apartman büyüklüğündeydi. Aynı zamanda ünlü saat markası Swatch da tasarimlarında Britto'nun desenlerini kullandı. Britto Londra'nın ünlü Hyde Park'ına kocaman bir Britto piramidi inşa etti. Aynı yıl dünyanın en kapsamlı ve popüler müzesi Paris Louvre müzesinde Britto'nun eserleri sergilendi. Britto bu kadar popüler olmasının nedeninin altını çiziyor. Benim işlerim insanlara mutluluğu hissettiriyor. Ve bence mutluluk sanıldığı gibi yüzeysel bir duygu değil, daha fazlası var aslında mutluluk yaşandığında cok daha derinlerde yaşanan bir duygu...



İnsanların çoğu hala korkunç ve depresif olan şeylerin gerçek sanat olduğuna inanıyorlar. Sanırım Britto'yu farklı kılan onun optimist yaklaşımı ve hep pozitif enerji yansıtan eserler çıkarması; onun işleri yüreklere coşku ve mutluluğu çağırıyor. Günün sonunda evimize geldik oturma odamızda depresif bir tablo yerine Britto'nun mutlu, umutlu, insanın içini açan capcanlı çocuksu figürleri bize hoşgeldin desin negatifliğe kimin ihtiyacı var ki bu çağda!.. Ve mutluluğun resimlerini yapması Britto'ya müthiş bir popülerlik ve milyonlarca dolarlık satışlarla geri döndü. En büyük şirketler, Hollywood yıldızları, varlıklı sanat koleksiyoncuları onu yakından takip ediyor ve koleksiyonlarına katıyorlar. Britto, New York, Londra, Genova ve dünyanın pekçok önemli merkezlerinde sergiler açıyor hatta workshoplar düzenliyor. Britto şu sıralar şirketleşmiş durumda çizimleri arabalardan, kahve fincanlarına kadar büyük bir yelpazede satışta, şirketinde 100'e yakın kişiye iş imkanı sunuyor. Kimisi tuallerini paketliyor, kimisi muhasebesini yapıyor. Ama Britto'nun naïf kişiliği kazancı ne olursa olsun değişmiyor.



Atölyeme kapanıyorum ve sadece bir şeye; yaratıcılığa fokus oluyorum. Ben evrensel mutluluk dilini kullanıyorum. Sevenlerim gün ve gün artıyor ve ben milyonlara ulaşmak istiyorum." diyor. Britto dünyanın dört bir köşesinde çocuklara workshoplar düzenliyor, onlarla birlikte renk yolculuğuna çıkıyor, çocuklar onu çok seviyor. Benim 10 yaşındaki oğlum en yakın zamanda Britto ile tanışmak istiyor. Yakında tanıştıracağım. Bir de Britto'nun dışını kendi desenleriyle boyadığı elektrikli arabayı istiyor; o şimdilik biraz zaman alacak gibi...




Britto'nun Miami,South Beach'deki galerisinin sergi açılışları ünlü isimlerle dolup taşıyor. Britto'nun koleksiyoncuları arasında, Michael Jordan, Elton John, Ted Kennedy, Andre Agassi, Elton John, Arnold Schwarzenegger, Whitney Houston, Michael Jordan, Pat Riley, Bill Clinton, Jeb Bush, Chelsea Clinton ve Gloria Estefan gibi isimler yer alıyor. Michael Jackson, Madonna ve Prenses Diana'nın portreleri de Ressam Britto'nun koleksiyonları arasında yer almış. Wales Prensi Charles, Romero Britto'yu özel sarayında misafir etmiş ve ressamın pek çok çalışmasını koleksiyonuna katmış...




Britto'nun her yaştan seveni var... Küçücük çocuklar da, prensler de işin formulü şu; o evrensel sevgi dilini kullanıyor. Mutluluğu... Evet, Mr. Britto'nun resimleri heykelleri Miami'nin her köşesinde karşımıza çıkıyor; sanki bizi sevmeye, coşkuyla, şükranla yaşamaya davet ediyor. Bunun yolu da, içimizdeki çocuğu yaşatmaktan geçiyor belli ki!




Kaynak: www.brandmaillive.com

2 Ocak 2015 Cuma

'Dali Delileri' :)

Salvador Dali



Salvador Domingo Felipe Jacinto Dalí i Domènech, kısaca Salvador Dalí (d. 11 Mayıs 1904 – ö. 23 Ocak 1989), Katalan sürrealist ressam. Gerçeküstü eserlerindeki tuhaf ve çarpıcı imgelerle ünlenmiştir. En iyi bilinen eseri olan Belleğin Azmi'ni 1931'de bitirmiştir.
Dalí, ressamlığın yanı sıra heykelcilik, fotoğrafçılık ve filmcilikle de ilgilenmiş, Amerikan animasyoncu Walt Disney ile beraber yaptığı Destino adlı kısa çizgi film, 2003'te "en iyi kısa animasyon filmi" dalında Oscar adayı olmuştur.
Katalonya doğumlu olan Dalí, 711 yılında İspanya'yı fethetmiş olan Mağribiler'in soyundan geldiğini iddia etmiş, "süslü ve cafcaflı olan her şeye, lüks hayata ve doğu kıyafetlerine olan düşkünlüğünü" de "Arap kökeni"ne bağlamıştır.
Dalí hayatı boyunca, sanatıyla olduğu kadar eksantrik giyimi, davranışları ve sözleriyle de dikkat çekmiş, bu durum kimi zaman, onun sanatını takdir edenleri de etmeyenler kadar usandırmıştır. Bu davranışların getirdiği kötü şöhret, Dalí'nin geniş kesimlerce tanınmasını sağlamış ve eserlerine duyulan ilgiyi arttırmıştır.


İLK YILLAR

Dali 11 Mayıs 1904'te, İspanya'nın Katalonya bölgesinde bulunan Figueres kentinde, Salvador Dalí i Cusí ve Felipa Domenech Ferres çiftinin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Çiftin 1901 doğumlu ilk çocuğu, Dalí'nin doğumundan tam dokuz ay on gün önce (1 Ağustos 1903'te) sindirim yolu iltihabından ölmüş, onun ismi olan Salvador da ikinci çocuğa geçmişti. İlk çocuklarının küçük yaşta ölmesini bir türlü kabullenemeyen Dalí çifti, küçük Dalí'nin yanında sık sık ölmüş ağabeyinden bahsediyor, ilk Salvador'un bir resmini yatak odalarının duvarında tutuyor, ve Dalí'yle beraber düzenli olarak ilk Salvador'un mezarını ziyaret ediyorlardı. Bu durum, Dalí'nin küçük yaşta kendi kimliği konusunda karışıklık yaşamasına sebep oldu. Sonradan, hiç tanımadığı ağabeyi hakkında "iki su damlası gibi birbirimize benziyorduk, fakat yansımalarımız farklıydı [...] O, herhalde benim fazla mutlak olarak tasarlanmış ilk versiyonumdu." diye yazacaktı.
Dalí'nin babası, sert ve otoriter karakterli bir noterdi. Annesi ise tam tersine sevecen ve anlayışlıydı ve oğlunun resim konusundaki çabalarına destek veriyordu. Dalí üç yaşındayken kızkardeşi Ana María doğdu. Evin tek erkek çocuğu olarak, annesi, kızkardeşi, teyzesi, anneannesi ve bakıcısından sürekli ilgi gören Dalí, küçük yaşlarından itibaren şımarık ve kaprisli bir karakter sergilemeye başladı.
1914'te annesinin desteğiyle özel bir resim okuluna yazılan Dalí, 1919'da Figueres Belediye Tiyatrosu'nda ilk sergisini açtı. Şubat 1921'de ise çok sevdiği annesini meme kanserinden kaybetti. Annesinin ölümü hakkında "hayatımda aldığım en büyük darbeydi. Ona tapardım [...] Ruhumun kaçınılmaz kusurlarını görünmez kılabilmesine hep güvendiğim bir varlığın kaybını kabullenemiyordum." diye yazacaktı. Dalí'nin babası, karısının ölümünden kısa süre sonra baldızıyla evlendi.


MADRİD, PARİS VE ABD

1922'de Madrid'e taşınan ve buradaki okula yazılan Dalí, ilk eserlerinde kübizm ve dadaizm etkileri gösterdi. Fransa ve İsviçre kökenli olan bu yeni akımlar, o sıralar Madrid'de pek yaygın değildi, ve Dalí'nin eserleri kısa sürede ilgi çekmeye başladı. Dalí, Madrid'de geçirdiği yıllarda, kendisi gibi avangart sanata meraklı olan film yapımcısı Luis Buñuel ve şair Federico García Lorca ile yakın arkadaş oldu. 1923'te disiplinsizlik yüzünden geçici olarak okuldan uzaklaştırılan Dalí, aynı yıl Girona'da anarşist gösterilere katıldığı için tutuklandı ve bir süre gözaltında tutuldu. 1925'te okula geri döndü, ve Barcelona'da ilk kişisel sergisini açtı. Resimleri eleştirmenler tarafından ilgi ve şaşkınlıkla karşılandı.
Dalí 1926'da Paris'e gitti ve büyük saygı duyduğu Pablo Picasso ile tanıştı. Sonraki birkaç yıl boyunca, Dalí'nin eserlerinde Picasso etkisi ağır basacaktı. Paris gezisinden döndükten kısa süre sonra okulundan temelli kovulan Dalí, çok geçmeden askere alındı. Ekim 1927'de askerlik hizmetini bitirdi ve Mart 1928'de sanat eleştirmenleri Lluís Montanyà ve Sebastià Gasch ile beraber, sanatta modernizmi ve fütürizmi savunan "Sanat Karşıtı Katalan Manifesto"yu yazdı.
1929'da arkadaşı Luis Buñuel ile beraber çektikleri Bir Endülüs Köpeği adlı avangart kısa film, sürrealist sanat çevrelerinde ikiliye büyük şöhret kazandırdı. Aynı yıl ikinci kez Paris'e giden Dalí, burada ressam Joan Miró aracılığıyla sürrealist akımın öncüleri André Breton ve Paul Éluard ile tanıştı. Éluard'ın karısı Gala (asıl ismi Helena İvanovna Diakonova), tanıştıkları andan itibaren Dalí'nin ilgisini çekti, ve 1929 yazında Dalí ile Gala arasında, sonradan evliliğe dönüşecek olan tutkulu bir ilişki başladı.
1931 yılında Dalí, en meşhur eseri olan "Belleğin Azmi"ni yaptı. Yumuşak Saatler ya da Eriyen Saatler olarak da bilinen eserde, geniş bir kumsal manzarası önünde eriyen cep saatleri resmedilmiştir. Eser genel olarak, katı ve değişmez zaman kavramına karşı bir protesto olarak yorumlanır. Dalí sonradan bu resmin ilhamını, sıcak Ağustos güneşi altında erimekte olan bir Camembert peynirinden aldığını yazacaktı.
1929'dan beri beraber yaşayan Dalí ve Gala, 1934'te bir devlet nikâhıyla evlendiler. (1958'de bir Katolik düğünüyle nikâh tazeleyeceklerdi.) Aynı yıl New York'ta bir sergi açan Dalí, ABD'de büyük sansasyon yarattı ve büyük üne kavuştu. 1936'da LondraUluslararası Sürrealist Sergisi'nde bir konuşma yapması istenince, sahneye eski tip hantal bir dalgıç tulumu içinde çıktı. Tulumun beline mücevher işlemeli bir kama takmıştı; bir elinde bir bilardo ıstakası tutuyor, diğer eliyle de bir çift kurtköpeğini çekiştiriyordu. Konuşma sırasında nefes almakta zorluk çekince, dalgıç kıyafetinin başlığı çıkarıldı.
Dalí 1937'de Hollywood'a giderek zamanın meşhur komedyenleri Marx kardeşler ile tanıştı, ve onlar için bir film senaryosu yazdı. 1938 yazında ise Londra'da, hayranı olduğu Sigmund Freud ile tanıştı ve ünlü psikoloğun birkaç portresini yaptı. Tüm sürrealistler gibi Dalí de bilinçaltının dışavurumuyla ilgileniyor, ve Freud'un bilinçaltı konusundaki yazılarını ilgiyle takip ediyordu.
1936'da başlayan ve tüm İspanya'yı kaosa sürükleyen İspanya İç Savaşı, 1939'da General Francisco Franco'nun galibiyetiyle sona erince, Dalí yeni kurulan faşist rejimi desteklediğini açıkladı. Bunun üzerine, çoğunluğu Marksist olan ve Dalí'nin abartılı dikkat çekme çabalarından zaten hoşlanmayan sürrealistler, Dalí'ye açıkça sırtlarını döndüler. Sürrealist grubun önderi Breton, Salvador Dalí'nin isminden iğneleyici bir anagram çıkardı: Avida Dollars (Dolar Heveslisi). Dalí ise cevap vermekte gecikmedi: "Le surréalisme, c'est moi!" (Sürrealizm benim!) Sürrealistler ve Dalí arasındaki çekişme, Dalí ölene kadar devam edecekti.
1940'ta Dalí ve Gala, tüm Avrupa'yı etkisi altına almaya başlayan II. Dünya Savaşı'ndan kaçarak ABD'ye yerleştiler. Burada dokuz yıl kalacaklardı. 1942 yılında Dalí, Salvador Dalí'nin Gizli Hayatı isimli otobiyografisini yayımladı. 1945-46 yıllarında, Walt Disney ile beraber Destino, Alfred Hitchcock ile beraber Spellbound filmlerinin yapımında çalıştı. 1947'de sürrealist bir Picasso portresi yaptı.


KATALONYA'YA DÖNÜŞ

1949'da Dalí, karısıyla beraber Avrupa'ya döndü ve memleketi Katalonya'ya yerleşti. Hayatının sonuna kadar burada kalacaktı. Faşist Franco rejimiyle yönetilen İspanya'ya yerleşmesi, bir kez daha sol görüşlü sanatçı ve aydınların tepkisini çekti.
Dalí 1951'de Katolisizm'in ve modern bilimin bazı kavramlarını sentezlediği Mistik Manifesto'yu yayımladı. II. Dünya Savaşı sonrası eserlerinde, Katolik temalar ve DNA, hiperküp (dört boyutlu küp) ve atomik çözünme gibi modern bilim kavramları öne çıkacaktı.Hiroşima'da patlayan atom bombasının gücünden çok etkilenmiş olan Dalí, hayatının bu dönemine "nükleer mistisizm" adını veriyordu. Yine bu dönemde Dalí, tuvale boya sıçratma, hologramlar, optik yanılgılar ve stereoskopi gibi pek çok değişik teknikle denemeler yaptı.
1960'da Figueres belediye başkanı, yıllar önce Dalí'nin ilk sergisine ev sahipliği yapmış ve iç savaşta zarar görmüş olan Belediye Tiyatrosu'nu "Dalí Tiyatrosu ve Müzesi" adıyla restore etmeye karar verdi. Dalí, 1974'e kadar müzenin inşaatı ve dekorasyonuyla bizzat ilgilendi ve bu projeye çok emek ve zaman harcadı. Müze 1974'te açıldıysa da, Dalí 1980'lerin ortasına kadar ufak eklemeler ve değişiklikler yapmaya devam etti.
10 Haziran 1982'de Dalí'nin çok sevdiği karısı, menajeri, modeli ve ilham perisi Gala hayatını kaybetti. Gala'nın ölümünden sonra yaşama isteğini kaybeden Dalí, karısının öldüğü ve gömüldüğü Púbol Kalesi'ne yerleşti ve münzevi bir hayat sürmeye başladı. Temmuz 1982'de İspanya Kralı Juan Carlos, Dalí'yi Púbol Markisi ilan etti. Dalí ise bu jeste karşılık olarak, krala Avrupa'nın Başı adlı çizimini hediye etti. 1983'te Púbol Kalesi'nde yaptığı Serçenin Kuyruğu adlı tablo, Dalí'nin son eseri olacaktı. Ağustos 1984'te Dalí, kaledeki yatak odasında bilinmeyen bir sebepten çıkan yangında bacağından yaralandı. Bu olaydan kısa süre sonra Figueres'e döndü ve Salvador Dalí Tiyatro ve Müzesi'nde yaşamaya başladı.
Dalí, 23 Ocak 1989'da kalp yetmezliğinden öldü ve Figueres'te kendi adını taşıyan müzenin mahzenine gömüldü.


ESERLERİ

Dalí hayatı boyunca, 1500'den fazla resim ve onlarca heykelin yanı sıra, çeşitli taş baskı eserler, kitap illüstrasyonları, tiyatro dekorları ve kostümleri üretmiştir. Ayrıca, Man Ray, Brassaï, Cecil Beaton ve Philippe Halsman gibi fotoğraf sanatçılarıyla ve Elsa Schiaparelli, Christian Dior gibi moda tasarımcılarıyla beraber çalışmıştır.
Bugün Dalí'nin eserlerinin büyük çoğunluğu, Figueres'deki Dalí Tiyatro ve Müzesi'nde bulunur. Florida'nın St. Petersburg kentindeki Salvador Dalí Müzesi, Madrid'deki Reina Sofia Müzesi ve Los Angeles'taki Salvador Dalí Galerisi de sanatçının yüzlerce eserini barındırır.
Dalí'nin 1965'te New York'taki Rikers Island Hapishanesi'ne bağışladığı çarmıha gerilmiş İsa resmi, 1981'e kadar hapishanenin yemekhanesinde asılı durduktan sonra buradan alınarak hapishanenin lobisine asılmış, 2003'te ise kimliği belirsiz kişilerce lobiden çalınmıştır. 20. yüzyılın en önemli sanatçılarından, sürrealizmin yani gerçeküstücülük akımının temsilcisi Salvador Dali’nin başlıca esin kaynağı düşler, korkular ve hayaller ile Dali, resim sanatının akışına yön veren eserleriyle İstanbul’da da sergilenmiştir. Dali’nin kapsamlı bir retrospektifi niteliğini taşıyan “İstanbul’da Bir Sürrealist Salvador Dali” adlı sergisinde, İspanyol sanatçının yağlı boya tabloları, çizimleri ve grafiklerinin yanı sıra el yazmaları, defterleri, mektupları ve fotoğrafları gibi 380 parça eseri sergilenmiştir.


POLİTİK GÖRÜŞÜ

Salvador Dalí'nin sanatçı olarak varoluşunda politika çok önemli bir yer almıştır. Sürrealizmin kurucusu troçkist André Breton yanlısı olarak başladığı sanat hayatına, ilerki dönemlerde iktidarı kanlı biçimde ele alan faşist Franko yanlısı olarak devam etmiştir.
Gençliğinde anarşist- komünist yazıları keskin çıkışları olan derin bir kavrayıştan ziyade okuyucuyu şok etmek üzerine odaklanmıştır. Bu yıllarda Dadacı etki görülür. Dali büyüdükçe troçkist André Breton etkisindeki sürrealist hareketin etkinliğinin artmasıyla sürealist olur.
İspanya iç savaşı başladığında, Dali savaşmaktan ve bir grubun yanında yer almaktan uzak durur. Benzer şekilde, İkinci Dünya Savaşında George Orwell, Dali'yi "Fransa tehlikeye düştüğünde fare gibi kaçmakla" eleştirmiştir. Yıllar sonra o dönemini Dali "Avrupa savaşı yaklaştığında tek düşündüğünün tehlike daha da yaklaştığında tıkılabileceği fırını güzel bir yer bulabilmek" olduğunu belirtmiştir. II. Dünya savaşı sonrasında Katalonya'ya geri döndüğünde, Franko rejimi ile yakınlaşmıştır. Bazı sözleri Franko rejimine destek vermiş, Franko'yu İspanyayı yokedici güçlerden temizlediği için teşekkür etmiştir. Bu dönemde Katolik inanca dönmüştür. Ayrıca Franko'yu çıkardığı idam hükümleri için tebrik etmiştir. Ayrıca kişisel olarak da Franko ile tanışmış ve Franko'nun ninesini resmetmiştir. Franko'ya karşı hislerinin samimi mi yalancı mı olduğunu belirlemek imkânsızdır.












Kaynak: http://tr.wikipedia.org